Batının Ütopyası

Ütopya’ insanların zihinlerinde, hayal alemlerinde kurguladıkları, pratiği ve yaşanmışlığı olmayan fikir ve düşünceler, gerçekçi dünyada pratiği olmayan ideallerdir. İnsanlar bazen gerçek dünyada yaşayıp yapamadıklarını zihinlerinde oluşturdukları ütopik/kurgusal dünyalarında yaşatma çabasına girerler. Onlar kurguladıkları bu ütopik dünyalarında bazen ideal bir devleti, ideal bir kişiliği, tarihsel, dinsel ve bilimsel olanı ve bazen de ürpertici, korku verici olgu ve olayları hayal ederler. Bu nedenle kişilerin hayal dünyaları bir bakıma bize bazen onların yaşamlarıyla, kişilikleriyle, düşünce dünyaları ve eylemleriyle ilgili önemli ipuçları sunar. İnsanların hayal dünyaları onların inançlarından, yaşamlarından, bilgi ve edinimlerinden asla bağımsız değildir.

Bir başka ifadeyle ‘ütopya’ bir anlamda günümüzde gerçekleşmesi imkânsız olan ideal bir develtin, bir kişiliğin ve toplumun hayal aleminde, ütopik dünyada ciddi bir tasarımıdır. Bu noktada elbette ideal olanın ne olduğu veya ne olması gerektiği konusu karşımıza çıkmaktadır. Bir kültüre, inanışa göre ideal bir başkasına göre ideal olmayabilir.

Gerçi ‘ideal olanı’, insanlığın ortak vicdan ve kanaatinde iyi olan, kabul gören tüm şeyler olarak tanımlayabiliriz. Fakat kültürel değerler bazen insanlığın ortak kanaat ve vicdanında yankı uyandırmayan, akıldışı düşünceler, yapıp etmeler üzerinde de yükselebilir.

Bu noktada iki farklı kültür karşımıza çıkar. Birincisi akla öncülük eden kitabın, aklın, vicdan ve fıtratın gölgesinde şekillenmiş kültür ve ikincisi de duyguların, öz-benliğin gölgesinde şekillenmiş kültürdür.

Pagan kültürüne sahip Batı ve Doğu toplumları mevcut kültürel değerleriyle, düşünsel algılarıyla, yaşam felsefeleriyle tarihi süreçte akla ve vicdana hitap eden medeni ve uygar bir toplum inşa edememişlerdir. Bunlar bu gidişle, yaratılışı, ölümü, aklın sınırlarını aşan olgu ve olayları var-oluşsal açıdan yorumlarken dayandıkları yanılsamacı, şüpheci ve irrasyonel parametrelerin eşliğinde evrensel yasalarla uyumlu, insan fıtrat ve vicdanında yankı bulabilecek bir medeniyet, bir uygarlık kuramayacaklardır.

Aklı, bilimi, deney ve sezgiyi düşüncenin merkezine oturtup kutsalı dışlayan ve fizikötesi tüm olayları bu enstrümanlarla değerlendiren batı kültürü çoğunlukla insanlığın ortak kanaat ve vicdanında yankı uyandırmayan akıldışı uygulama, gelenek ve göreneklerle doludur.

Bu tür bir ortamda doğup yaşamış insanlar vicdanlarıyla, akıl ve mantıklarıyla çelişen, acımasız bir yaşam felsefesinin egemen olduğu toplumları kendilerince daha ideal olanı yaşatma adına sorgulamışlar, fakat bir türlü böyle bir toplumu hayata geçirmeyi başaramamışlardır. Bu nedenle de bazı yazar-çizerler daha ideal olanı yaşayabilecekleri ideal toplumları, kişilikleri zihinlerinde kurguladıkları ütopik dünyalarında yaşatma çabasına girmişlerdir.

Bir başka ifadeyle akıl-dışı bu baskın kültür içinde yetişmiş ve yaşadıkları toplumların irrasyonel geleneklerini ve uygulamalarını görmüş ve soluklamış yazar ve çizerler adeta umutsuzluklarını bir parça umuda dönüştüreceklerini düşündükleri ve özlemini çektikleri adaletin, barışın, yardımlaşmanın ve esenliğin içinde egemen olabileceğini düşündükleri ütopik dünyaların kurgusunu yapmışlardır.

Bu yazar ve çizerler bu şekilde davranarak bir bakıma fıtrat ve vicdanlarının gerçek yaşamda arzu ettiği değerleri hayal aleminde kurguladıkları ütopik dünyalarına taşımayı ve oralarda bu düşüncelerini hayata geçirmeyi amaçlamışlardır.

Oysa müminler, bu batıl düşünce sahiplerinin hayal alemlerinde, ütopik dünyalarında bile akıllarına getiremeyecekleri evrensel barışın, esenliğin, ilahi adaletin, yardımlaşmanın, sadeliğin, gösterişten uzak bir yaşamın pratiğini tarihin hemen her safhasında gerek bireysel yaşamlarında ve gerekse Medine gibi oluşturdukları esenlik yurdunda olanca çıplaklığıyla tüm dünyaya göstermişlerdir.

Kısacası, Müslümanlar bazılarının hayal bile edemediği şeyleri tarihin hemen her safhasında pratiğe koyabilmiş medeni, uygar ve öncü toplumlar inşa edebilmiş ve insanlığa Âdem olmak için adam olmanın gerekliliğini bütün çıplaklığıyla göstermişlerdir.

Kısacası batılı-doğulu bencil tüm gayri Müslim toplumlarda acımasızlığı yaşamış batılı-doğulu yazar-çizerler, bir bakıma kendi ahlaki yapılarıyla, inançlarının dayandığı akıl-dışı ilkeleriyle tarihi süreçte adalete dayalı, gerçekçi, medeni ve uygar bir toplum kuramayacaklarını anladıklarından bu yazar-çizerler çözümü bir anlamda hayal veya ütopik dünyalarında kurgulayarak rahatlamaya, vicdanlarındaki çığlığı dindirmeye çalışmışlardır. Lakin zihinleri kirli, yaşam felsefeleri batıl olduğundan ütopik dünyaları da bu batıldan, bu serserilikten ve serkeşlikten nasibini almıştır.

Kısacası onların ütopik dünyalarında da paylaşma, sadelik, cömertlik, dürüstlük, iffetli ve namuslu olmak gibi pek çok erdemli davranış ya hiç yer almamakta veya en son sırada bulunmaktadır.

İslam’ın Gerçeği

Dervişin fikri ne ise ütopyası da o olurmuş… Zira kişinin hayalleriyle inanç felsefesi arasında yakın bir ilişki vardır. Bir bakıma hayaller inanç ve ahlak felsefesinin görünmeyen bir izdüşümüdür veya yansımasıdır. Nitekim yüce Allah buyurdu: ” Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten men eder ve Allah’a iman edersiniz. Kitap ehli de inansalardı elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var. Ama pek çoğu fasık kimselerdir.” Ali İmran Suresi, Ayet 110

Yani siz insanların iyiliği, faydalanması için ortaya çıkarılmış, seçilmiş en hayırlı milletsiniz, en hayırlı kadrolarsınız, hayır toplumusunuz. Kur’ân’ın ve sünnetin hükümlerini, meşrû olanı, İslâmî kurallarla örtüşen örfü, ilmî verileri, mü’minlerin tasvip ettiği, icrasında hayır gördüğü planları, programları, adâleti uygulayarak, kamu düzenini sağlar, iyiliği emreder, şeriatın suç saydığı ve haram kıldığı, kamu vicdanının tasvip etmediği, mü’minlerin icrasında hayır görmediği şeyleri bunların savunuculuğunu, sözcülüğünü yasaklayarak, önleyici tedbirler alıp kamu güvenliğini temin edersiniz. Allah’a iman edersiniz. Ehl-i kitap da iman etmiş olsaydı, kendileri için daha hayırlı olurdu. İçlerinden ehl-i tevhid olanlar da var. Fakat onların çoğu, doğru ve mantıklı düşünmenin, hak dinin dışına çıkmış fâsıktır, âsi ve bozguncudur.

2 Yorum
  1. Beanu 3 sene önce

    kendi halinde inanan biri olarak, şeriat düzeninde var olan ancak modern ve ilerleyen toplumda, “adam” olmanın gerektirdiği bir çok istismar ve sapkın düşünceler ve eylemler, günümüzde bariz islamın koruyucuları ve savunucuları tarafından gerçekleştirilmekte ve bunun dinen caiz olduğu söylenmektedir. bana göre islam tek bir din ancak tarihten bu yana avrupa onu hristiyanlık, israil yahudilik ve başka toplumlar başka şekilde yaşamışlar. ne yazıkki batılı yaşatan dinlerdir. dini olmayan bir adamın ne islamın inancına ne batıl inanışlara zihninde yer verdiği rastlanmaz. zihinleri tamamen temizlenmiş midir bilmem ama ahlak için, yaptırıma ve cezalandırılmaya ihtiyaç duymazken, inandım diyenlerin cehennem azabından bile korkmadan günah işlediğini ve diğer canlılara acı verdiğini görüyoruz. bilmeden yazmamak konuşmamak gerekir, ancak günümüz Türkiyesinde inançlı kesime olan saygınlık ve itibar azaldı ve yeni nesil yaşananları sorguladıkça, inancı savunanlar yüzünden islamiyetten uzaklaşıyor. zor günlerden geçiyoruz. İslamiyetin, tarihle ve toplumların gelenekleriyle birlikte içinde biriktirdiği kötülüklerden arınması gerekiyor.

  2. huseyin öztürk 3 sene önce

    iman edin sözü allahın varlığına değil, allahın varlığına iman edenlere, kuran vasıtasıyla yöntemlerinin yanlışlığına iman edindir. kesinlikle katılmıyorum yazıya
    dinler sosyal adalet için inmiştir bakışaçınızı tümden değiştirmeniz gerekir sünnet denilenler geçersizdir hz osman tümünü yaktırmıştır süneet adı altında kuran parelleinde yazıları
    tek bir din vardır ve tek bir iman şartı vardır sömürmeyeceksindir diğerleri dinden beslenme üzerine uydurulmuştur imanın şartı islamın şartı vs
    koskaca kainatı yaratmış allahın senin benim iman etmemize yalakalığımıza ihtiyacımı vardır tüm bunlar din satıcılığından başka birşey değildir ve din aristokrasi,si yaratmaktadır
    kimsenin kimseye din adına öneri dayatma kural koyma hakkı yoktur yüce allah belli zümrelere sen daha dindarsın bana yakınsın diğer cahilleri eğit öğret dememiştir, demiyor
    vicdan,merhamet bunlar kişilerin kişilere uygulayabileceği şeyler değildir asl olan eşitliktir benim size kötülük yapmamak için vicdanımın sesini dinleyip merhametli davranmaya hakkım olamaz eğer olursa sizden üstünmüşüm sizin bana muhtaçlığınız var anlamına gelirki buda kul.köle.himmet alan veren noktasına taşırki buda putperestliktir
    mevcut dinler hiç fark etmez tümü firavunumsudur eşitlik temellidir orjinal inen dinler peygamberler sadece elçidir allah onlara elçilik dışında görevler vermemiştir
    islamiyetin hazin çöküşü hz osman döneminde muaviyenin sınıf yaratması ve ebuzerin karşı çıkmasıyla ebuzerin kaybederek çöle sürülmesiyle çöle gömülmüştür
    hz osman ı suçlamıyorum kuranıkerimi aynı anda dünyaya yayarak esasında çöküşü görmüş belki illerde anlaşılır umuduyla yapmıştır bunu
    dinler allah vasıtasıyla sosyalist devrimlerdir

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

© Copyright 1999 | Bilim İslam

veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account