İman’ın Şartı

imanın şartı hüseyin öztürk

İman’ın şartı

İman’ın şartı denilerek alta alta maddeler sıralanır, burada din inancının olması için gerekenler idda edilir. Halbuki şart, şartname tercihe bağlıdır. Girersin, girmezsin şeklindedir. Din ise gelenekselleşmiştir. Doğduğun andan itibaren bir din çerçevesinde yetiştiriliriz, burada dine bağlılık şartından çok dayatması vardır. Ortalama dindarlık için bu böyledir. Bir de din önderlerinin dayatmaları vardır. Bu dayatma öyle bir dayatmadır ki ne dayatan dayatığının farkındadır, ne de dayatılan dayatıldığının. O denli laf cambazlığı vardır ki asla bir hocanın söylediği, bir tarikatın, mezhebin, dinin, hülasa din ile öğretici tarzındaki öğretenlerin vs, neredeyse iki aynı fikirdeki alim bulmak imkansız gibidir.

Maddeler ile ilgili değildir bu farklılıklar. Maddeler bağlamındaki uyulması gereken, yerine getirilmesi gereken ibadet tarzı günahtan kaçınma yada sevaba girmek gibi konulardadır farklılıklar.

Bunun nedenleri İslam coğrafyasında dinin meta olmasındandır. Din, ahiret ile ilgili konuları ve neyin ne olduğu öldükten ve bir daha “bu söylediğin gibi değilmiş yalancı” diyemeyeceğimiz için din üzerinden herkes bir şeyler sıralamış ve bu yolla dünya hayatını kazanmış, dini kazanç kapısı yapmışlar.

 

İktidar

Din. Direkt ve sadece insanların üretici ve tüketicisi olduğundan ve kurallar manzumesini de içerdiğinden din kriterlerine uyulmadığı düşünüldüğünde anında yaptırımlara başvurulmuş. Tarih boyunca binlerce örneği vardır ve halende devam etmektedir. Adeta insanların bir kısmı kendini din adına çoban ve diğer genel kitleleri de koyun varsayarak yaşamın din adına sınırlarını belirlemişlerdir.

Bu durum, ikdidar, hükümdar durumundakilerinin de işine gelmiştir. İster aşağıdan yukarı, ister yukardan aşağı düşünülsün, firavunun piramitinden farksızdır. Bazen düşünürüm, illahi kudret, insanlar görsünde ibret alsın diye mi halen ayaktadır? Zira henüz yapımı vs “nasıl oldu” gibilerinden tartışılır ve zamanın teknolejisiyle açıklanamaz gizem devam etmektedir. Halbuki iman konusu kişinin kendi aklıyla ilgilidir. Kabul eder ya da etmez. Bir kısmını kabul eder, bir kısmını etmez. Böyle kartel bir din olamaz. Allah’ın varlığını kabul edersin, meleklerine inanmayabilirsin. Kaderin, hayr-ın ve şerrin Allahtan olduğuna inanmayabilirsin, zaten inanılmamasıda lazım. Kur-an’da söyler: biz kulların kaderini boynuna astık diye.

Din öğreticisi, ibadet ettiricisi kişiler, kurumlar olmamalıdır; fakülteler, doçentler, proflar, ilahiyatçı dekanlar, tüm bu ünvanlar pozitif bilimle ilgilidir. Herhangi bir akademik kariyerin pozitif bir amacı mutlaka olmalıdır. Bugün Nasa dahi dünyanın bir gün yok olacağını, en fazla bin yıllık ömrü kaldığı gibi gerçekleşmesi mümkün yada na mümkün bir amaç doğrultusunda uzay çalışmalarını sürdürmektedir.

Tanrının varlığını ispat edemeyecek ve [beklenilmeyen] tanrının gönderdiği kitabın tam zıttı öğretilerle ve dinlerin asıl amacının adalet ve sosyal adalet olmasına rağmen özellikle peygamberden 200 – 300 sonrası ile başlayan ve günümüzde halen pek çok din adamının ve diyanetinde refarans aldığı hadisler üzerine inşa edilen bir din anlayışı ile din yaşanamaz

Kimse tanrı inancı dayatamaz, şart- şartname öne süremez, sınır çizemez, test edemez, kimsenin buna yetkisi de hakkı da yoktur. Esas iniş amacı hukuk eksenli olan dinin, modern dünyada hukuk düzeninde, din ve tanrı inancı kişisel maneviyattır sadece. İslam coğrafyası artık bunu görmeli ve kabul etmelidir.

Günümüzün din adamları hukukçulardır, dinler hukuksuzluklara karşı inmiştir, din adamları ise camilerden başlayan otoriter bir sistemin parçasıdır. Otoritenin ilk basamağıdır, gıybet ve iftirayı din karşıtı göstererek gıybeti iftira pozisyonuna getirerek adeta kendilerine kalkan oluşturmuşlardır.

Gıybet eleştiriye, örgütlenmeye karşı bir kalkan olarak öne sürülmüştür. Bunun kuranda da yasaklandığı söylenilse de ben kelimenin iniş tarihindeki anlamının farklı olduğu düşüncesindeyim. Çünkü gıybet ile iftira aynı cümlede dahi kullanılamıyacak kadar zıttır. İftira herkesçe de bilinir, dine gerek yok, atılan iftiranın boyutuna göre insanlık suçudur. Ancak gıybet otorite sağlamanın aracı olarak kullanılmıştır, eleştirilmeyecek hoca, imam efendi, ne derse kabul edilecek, dinin içeriği özü tartışılmayacak, imamın her dediği kabul edilecek bir mekanizmaya dönüşmüştür.

Kur-an’da yasaklandığı söylenilse de bence Kur-an’da gıybet var, “onlar şunu şunu yaparlar, onlar şöyle şöyle yaptılar” demek gıybettir. Adeta din öğreticisinin karşısına dizilip saflar halinde o genelde yüksekçe bir yerde tahtımsı bir kürsüde, otoriterliğin terbiyecisi durumundadırlar. Asla eleştirilmez, sorgulanmaz bir din yaratılmıştır.

İnancın, inanması ile de tezat oluşturmaktadır. Bırak adam düşünsün, sorsun, sorgulasın, kendisine verilmiş olan beyni kullansın? Hayır, asla..

Bu bilinçli bir operasyondur ve islam coğrafyası, islam öncesi de dahil, dincilerin oluşturdukları dinler yüzünden insanları din üzerinden üretim ve tüketim aracı yapmıştır. Yaşanan tüm sorunların kaynağı budur. Bu din ekseninden çıkılmadığı sürecede düzelmiyecektir. Batıda olanlar, son 600 yılda gerçekleşen din ekseninden çıkış ile olmuştur. Dünyanın yuvarlaklığının ispatlanması ve dinin herşeyin başlangıcı ve bitişi olmadığı, asıl olanın adalet olduğu ve bu temel de dünyevi bir hukuk sisteminin oluşmasıyla sanayide, bilimde, teknolojide gelişmiş, refahı ve sosyal bölüşümü artmıştır. Köleliğin islam ile değil, gelişmişlikle kalkmasının dahi nedeni din ekseninden çıkış ile olmuştur.

Zaten birkaç kez de belirttiğim gibi dinlerin iniş gayesi de budur. Adalet ve sosyal adalet.. Bu yola girmek tanrının varlığını kabul etmekle de eş anlamlıdır. Çünkü tanrı da bunu istiyor. Adalet ve sosyal adalet. Recm etmekle, kafa kesmekle, kendi dinini kurmuş olursun ki asıl şirkte budur.

 

Saygılarımla.

Hüseyin Öztürk.

0 Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

© Copyright 1999 | Bilim İslam

or

Log in with your credentials

or    

Forgot your details?

or

Create Account