İslam ile Evrim Bağdaşmaz

Evrim ve İslam Bağdaşmaz

Darwinizm görüşü, Allah’ın birliğini, insanların Rabbimiz’e karşı sorumluluklarını inkar eder. Materyalizmin ve din ahlakına uygun olmayan akımların destek noktasıdır. Bu yüzden ilmi olarak çürütülmüş olmasına karşın, ideolojik kaygılarla daimi ayakta tutulmaya çalışılmaktadır. Evrenin ve insanın, kör tesadüflerin yapıtı olduğu yanılgısını müdafaa eden Darwinist-materyalist akımlar, sözde bir tür hayvan olan insanların arasındaki ilişkilerin de hayvani olması gerektiğini iddia ederler. Bu sapkın görüş, bencilliği, acımasızlığı, dövüşü, çatışmayı, adam öldürmeyi kendince mantıklı görür. Acıma, sevgi, şefkat, saygı gibi duyguları ise sözde evrim sürecini gerileten birer mani olarak kabul eder. Darwinist telkinlerle insan sevgisinden uzak, kalpsiz, saldırgan, çıkarcı insanlar yetişir.

Bu vaziyet karşısında, insanlığın Darwinizm’in tehlikelerine ve aldatmacalarına karşı uyarılması ve böylesine tehlikeli bir anlayışın fikren tesirsiz hale getirilmesi hayati ehemmiyete sahiptir. Ne var ki, Darwinizm’i ve yol açtığı tehlikeleri kavrayamayan insanlar, Darwinizm’e karşı yürütülen ilmi mücadelenin de ehemmiyetini anlayamamaktadır. Bu kişiler Darwinizm’le ilmen mücadele etmek yerine, bu mücadeleyi göz ardı edebilmek ve bu mücadeleden kaçınabilmek için değişik yollara müracaat ederler. Bazıları, “Darwinizm aslında bu kadar ehemmiyetli bir konu değil” diyerek kendilerince bu fikri mücadeleyi ehemmiyetsiz görmeye ve göstermeye çalışır. Bazıları da, İslam ile evrim kuramı arasında sözde “orta bir yol” oluşturmayı amaçlar. Bunun için kendilerince Darwinizm’le İslam’ı bağdaştırmaya uğraşırlar. “Darwinizm’i Müslümanlaştırma gayreti” olarak adlandırabileceğimiz bu davranış, çok ciddi hatalar ve yanılgılar içermektedir. Darwinizm’le İslamiyet arasında kendince fikri bir “uzlaşma” aramak, Müslüman için katiyen mevzubahis olmamalıdır. Ortaya atılma sebebi, Allah’ı ve yaratılışı inkar etmek olan bir kuram ile “uzlaşmak” özden olarak iman edenler için olası değildir. Üstelik, Kuran ayetlerinde de, Peygamberimiz (sav)’in hadislerinde de evrime işaret eden tek bir izah bile bulunmamaktadır.

Evrimi İlmi Bir Kuram Zannederek Kendilerince Müslümanlaştırmaya Çalışanlar Yanılmaktadır

Darwinizm’le ilmi mücadele etmekten kaçınanlardaki ortak psikoloji Darwinizm’e karşı hissedilen bir tür eziklik duygusudur. Evrim kuramının ilmi belirtilere dayandığını sananlar, bilimsellik karşısında çaresiz olduklarını düşünürler. Evrimcilerin iddia ettikleri iddiaların, doğruluğu kanıtlanmış verilerle desteklendiğini, dolayısıyla kendilerinin bunlara cevaplamalarının hemen hemen olanaksız olduğunu zannederler. Cevaplamalarının mümkün olmadığını sandıkları için de, daha en baştan “teslim olmayı” kabul ederler.

Oysa evrim teorisinin bilimsel bir teori olduğu yanılgısı, bu konuda yapılan yoğun propagandanın bir ürünüdür. Televizyon haberlerinde, gazete ve mecmua yazılarında sürekli, evrimin kanıtlanmış, reddedilmesi mümkün olmayan bir teori olduğu imajı verilir. Evrim teorisini savunmanın bilimi müdafaa etmek olduğu, evrimi reddetmenin ise bilime karşı gelmek olduğu izlenimi oluşturulur. Ancak bilimsel bulgular bu propagandanın zıddını göstermektedir. Bilim, evrimi desteklememekte tam tersine çürütmektedir. Tarafsız olarak bilimi müdafaa eden bir insanın evrimi savunması da aslında . Evrim teorisinin bu derece gündemde tutulması, bilimsel bir teori olması sebebiyle değil, materyalizmin ve dinsizliğin dayanak noktası olması nedeniyledir. Diğer bir söylemle, evrim propagandası bilimsel nedenlerle değil, ideolojik kaygılarla yapılmaktadır.

Kimi Müslümanların bilinçaltlarında “Darwinizm’le mücadele faktörün olanaksız olduğunu” düşünmelerinin temelinde de bu yoğun propagandanın tesiri vardır. Bu propagandalar neticesi, hiçbir doğruluk hissesi olmadığı halde, evrime karşı çıkmanın bilime itiraz etmek olduğu kanısı oluşur. Bilime itiraz etmemek için de, bilimsel olduğu sanılan evrim teorisiyle İslamiyet arasında “orta bir yol” oluşturulmaya çalışılır. Fakat aslında bu, Darwinizm’le fikri mücadele etmekten kaçınmak için bir yol oluşturmaktır.

Oysa Darwinizm’le fikren, açık ve net bir şekilde mücadele etmekten çekinilmesi şart olan hiçbir husus yoktur. Bilimin evrimi kanıtladığını sandıkları için, bu konuyla yakından ilgilendiklerinde kendilerinin de bu telkinlerin tesirinde kalıp inançlarının sarsılacağından, dünya görüşlerinin değişeceğinden korkanların kaygıları yersizdir. Bilim Darwinizm’i değil, Yaratılış’ı göstermektedir. Darwinizm’in iddia ettiği iddiaların her biri, onlarca ilmi kanıtla çürütülmüştür. Müslümanların yapması şart olan, bu kanıtları de kullanarak, Darwinizm’i fikren tam manasıyla tesirsiz hale getirmektir.

Bir takım Müslümanlar, tamamiyle spekülatif metotlarla ve ideolojik sebeplerle yapılan evrim propagandalarını gözlerinde büyütüp, bununla baş edemeyeceklerini zannederek, şevkle ve heyecanla Darwinizm’le ilmen mücadele edeceklerine, pasif ve teslimiyetçi bir yol benimsemektedir.

Bu pasif ve teslimiyetçi tutumun en çirkin örneklerinden biri, daha önce de belirttiğimiz gibi, Darwinizm’i sözde Müslümanlaştırmaya çalışmaktır. Bu tutumlarını destekleyebilmek için de Sümer dönemi toplumlarından kalan putperest inançları kullanarak, alim olarak addettikleri kişilerin sözlerini aktarır ve “Din bunu anlatıyor” iletisi vermeye çalışırlar. Oysa bu açıkça, Darwinizm’le fikri mücadele etmekten kaçınmak için bir uydurma sebep yoludur. Pasif, teslimiyetçi mücadelenin çok çirkin bir istikametidir.

Bu kimseler, korkup fikren yenemeyeceklerini düşündükleri Darwinizm’e karşı bu yolu kullanarak, saklı mağlubane bir mücadele şeklini uygulamış olurlar. Oysa Allah’a kalpten inanan, O’nun üstün gücünü takdir eden bir Müslüman için bu mücadele şekli son derece küçük düşürücüdür. Salih bir Müslümanın mücadelesinin, pasif ve mağlubane olması . “Biz de aynı şeyi müdafaa ediyoruz” mantığı ile Darwinizm’e karşı koymak söz konusu olamaz. Müslümanın iman ettiği gerçek, her şeyi Allah’ın yarattığı gerçeğidir. Dolayısıyla bir Müslümanın Darwinistler ile aynı şeyi müdafaa ediyor olması . Müslüman, Darwinizm’e karşı açık, galibane bir fikri mücadele içinde olmalıdır. Allah’tan gereği gibi korkan bir Müslümanın, Darwinizm ile aynı fikri ve ideolojiyi savunması .

Darwinizm tehlikesinin farkına varamamış, onun Allah inancına karşı mücadelesini anlayamamış olan bu insanların, yanlış metotlar uygulamak yerine bu konuda hiç yorum yapmamaları çok daha iyi olacaktır. Fikri mücadeleden korku duyup, güç yetiremedikleri konularda yanlış ve akılsızca metodlara müracaat etmek yanlış bir tutumdur. Darwinizm, ciddi şekilde karşı konulması ve tamamiyle ortadan kaldırılması şart olan büyük bir tehlikedir. Bu büyük tehlikenin farkına varmayarak Darwinizm’e karşı yapılan fikri mücadeleye mani oluşturmak, büyük bir hata ve Allah’a karşı büyük bir sorumluluktur.

İslam’da Evrim Olduğunu Öne sürenler 100 Milyon Fosilin Evrimi Yıktığını Bilmiyorlar

Bir takım Müslümanlar, 1940-50’lerin bilgisiyle evrimin bilim tarafından desteklenen bir kuram olduğunu zannederek, “Müslümanlar Darwin’den çok önce evrimi biliyorlardı” gibi aciz ve garip bir mantık örgüsüyle kendilerince İslamla evrimi bağdaştırmaya çalışmaktadırlar. Bu mantık, ciddi bir bilgisizliğin ürünüdür.

Birincisi, evrim yanılgısı ilk Darwinle ortaya çıkmış bir düşünce değildir. Tarih süresince tüm materyalistler canlıların taştan, topraktan kendiliğinden oluştuğu ve canlıların sözde birbirinden türediği iddiasında bulunmuşlardır. Evrim, binlerce sene öncesine dayanan bir pagan inancıdır. Sümerler de, antik Mısırlılar da evrime inanan ve evrimi müdafaa eden toplumlardır. Sözgelimi Mısırlılar, canlıların Nil’in çamurlu sularından kendi kendine çıktıklarını düşünürlerdi. Dolayısıyla “evrim Darwin’den önce de biliniyordu, Müslümanlar da evrimi biliyordu” diye yeni birşey bulmuş gibi ortaya çıkmanın anlamı yoktur. Müslümanlar da, ilk Yahudiler de, ilk Hıristiyanlar da, Sümerler de, Mısırlılar da evrim diye sapkın bir düşünce olduğunu elbette biliyorlardı. Fakat son zamanlarda olduğu gibi, o dönemde de akıl ve yürek sahibi olanlar evrimin bir yanılgı olduğunu açıkça görebiliyorlar, kimi insanlar da materyalist ve ateist bir anlayışa sahip oldukları için bu yanılgıya sahip çıkıyorlardı.

İkincisi, canlıların mertebe aşama birbirlerinden türeyerek var oldukları iddiası bilimsel olarak hiçbir belirtiyle desteklenmemiştir. Şayet canlılar Darwin’in veya geçmişte yaşamış evrimcilerin öne sürdüğü gibi birbirinden türemiş olsaydı, bunun fosil kayıtlarında açıkça görülmesi gerekirdi. Bugüne kadar yapılan kazılarda 100 milyondan fazla fosil ele geçirilmiştir. Fakat bunların içinde bir canlının diğerine dönüştüğünü, canlıların sözde ortak ataya sahip olduğunu gösteren bir tane dahi fosil yoktur. 100 milyon fosilin hepsi istisnasız canlıların sahip oldukları tüm özellikleri ile aniden ortaya çıktıklarını, başka bir deyişle yaratıldıklarını ve yüz milyonlarca sene süresince hiç değişmediklerini, başka bir deyişle evrim geçirmediklerini göstermektedir. 150 senedir dünyanın dört bir yanı delik deşik edilip bir tane dahi ara form fosili bulunamışsa, evrimcilere yapılan “bir tane ara form fosili kazancın 10 trilyon vereceğiz” çağrısına aylardır bir kişi dahi cevaplayamamışsa, Darwin dahi ara fosil bulunmazsa kuramının yıkılacağını söylemişse, başka bir deyişle ortada bir tane dahi somut belirti yoksa, masallar anlatmanın “atalarımız mikropmuş”, “kuşların atası bulundu”, “atalarımız hurmaymış” başlıkları atmanın bir manası yoktur.

Allah, Evreni ve Canlılığı Evrimle Yaratmamıştır

Allah Kuran’da, canlılığın ve evrenin yaratılışı ile ilgili pek çok ayet indirmiştir. Lakin bu ayetlerde, canlıların birbirlerinden türediklerine, aralarında evrimsel bir bağ olduğuna değin hiçbir bilgi ya da işaret bulunmamaktadır. Elbette Allah dileseydi canlıları evrimle de yaratabilirdi. Ancak Kuran’da bu istikamette bir işarete rastlanmamakta, evrimcilerin iddia ettiği gibi türlerin aşama aşama oluşumunu destekleyecek hiçbir ayet bulunmamaktadır. Şayet böyle bir yaratılış şekli olsaydı, bunu, Kuran ayetlerinde ayrıntılı açıklamaları ile görmemiz mümkün olurdu. Ancak tam tersine Kuran’da canlılığın ve evrenin Allah’ın “Ol” buyruğuyla mucizevi şekilde var edildiği bildirilmektedir:

Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona sadece “Ol” der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)

Şayet öne sürüldüğü gibi, harbiden Hz. Adem’den önce yarı maymun-yarı insan canlılar yaşamış olsalar, canlılığın yaratılışında değişinimlerin, tabii seleksiyonların tesiri olsa, Allah bunu bize Kuran-ı Kerim’de açık, net ve kolay anlaşılır bir biçimde haber verirdi. Ancak, Kuran’ın hiçbir ayetinde böyle bir bilgi bulunmamaktadır. Tam tersine bir çok ayette, insanın yoktan, en güzel biçimde yaratıldığı bildirilmektedir:

Doğrusu, Biz insanı en güzel bir biçimde yarattık.
(Tin Suresi, 4)

Gökleri ve yeri hak olmak üzere yarattı ve size düzenli bir biçim (suret) verdi; suretlerinizi de güzel yaptı. Dönüş O’nadır.
(Tegabün Suresi, 3)

Darwinizm’i Kendilerince Müslümanlaştırmaya Çalışanlar, Meleklerin ve Cinlerin Yaratılışını İzah edemezler

Üstün güç sahibi olan Rabbimiz, dilediğini dilediği şekilde ve vakitte, örnek edinmeksizin yoktan var edendir. Allah birşeyin olmasını dilediğinde, yalnızca ona “Olmasını” buyurur:

Onu istediğimizde rastgele bir şey için sözümüz, ona yalnızca “Ol” demekten ibarettir; o da hemen oluverir. (Nahl Suresi, 40)

Allah her türlü eksiklikten ve eksiklikten münezzeh olan, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır. Dolayısıyla Allah’ın yaratması için de hiçbir sebebe, araca, aşamaya ihtiyaç yoktur. Dünyada herşeyin belli sebeplere, tabiat yasalarına bağlı olması kimseyi yanıltmamalıdır. Allah, tüm bu sebeplerin Yaratıcısı olarak bunlardan tamamen münezzehtir.

Ancak bu gerçekleri gereği gibi düşünmeyenler, çeşitli yanılgılara kapılabilirler. Kendilerince Darwinizm’le İslam arasında bir uzlaşma oluşturmaya çalışanlar da bu düşünme eksikliği nedeniyle yanılmaktadırlar. Allah’ın üstün yaratma gücünü, yaratma sanatındaki mükemmeliği takdir edemedikleri için “İslami evrim” gibi olmadık yorumlarda bulunmaktadırlar. İnsanın evrimle gelişim gösterdiğini iddia eden bu kişilere, meleklerin ve cinlerin nasıl yaratıldığı sorulduğunda ise yanıtları “Allah yoktan yarattı” olacaktır. Cinleri ve melekleri Allah’ın yarattığını bilip kabul eden bu kişilerin, Allah’ın, insanı da aynı şekilde yaratmış olduğunu düşünememeleri, bunu akledememeleri oldukça vahimdir. Meleği “Ol” buyruğu ile bir kerede yaratan Yüce Rabbimiz’in, insanı da aynı şekilde yaratmış olduğunu görememeleri çok şaşırtıcı bir vaziyettir.

Allah Kuran’da cinlerin, insanlardan değişik olarak, ateşten yaratıldıklarını haber vermiştir:

İnsanı, ateşte pişmiş gibi kuru bir çamurdan yarattı. Cann’ı (cinni) da ‘yalın-dumansız bir ateşten’ yarattı. (Rahman Suresi, 14-15)

Kuran’da haber verildiği gibi, meleklerin yaratılışı da insanın yaratılışından çok farklıdır. Ayette meleklerin yaratılışı şöyle bildirilmektedir:

Hamd, gökleri ve yeri yaratan, ikişer, üçer ve dörder kanatlı melekleri elçiler kılan Allah’ındır; O, yaratmada dilediğini arttırır. Kuşkusuz Allah, herşeye güç yetirendir. (Fatır Suresi, 1)

Ayette yer alan ifadeden açıkça anlaşıldığı üzere melekler görünüm olarak da insanlardan çok farklıdırlar. Ayrı olarak Kuran’da hem meleklerin hem de cinlerin insanlardan önce yaratıldığı haber verilmektedir. Allah ilk insan olan Hz. Adem’i yaratacağı vakit, evvelce yaratmış olduğu meleklere ve bir cin olan Şeytan’e Hz. Adem’e secde etmelerini buyurmuştur. Ayette şöyle bildirilmektedir:

Hani meleklere: “Adem’e secde edin” demiştik; Şeytan’in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi. O cinlerdendi, böylelikle Rabbinin buyruğundan dışarı çıkmıştı. Bu vaziyette Beni bırakıp onu ve onun soyunu veliler mi edineceksiniz? Oysa onlar sizin düşmanlarınızdır. (Bu,) Zalimler için ne kadar kötü bir (seçenek) değiştirmedir. (Kehf Suresi, 50)

Allah için yaratmak çok kolaydır. Rabbimiz hiçbir yol açmadan yoktan var edendir. Cinleri ve melekleri nasıl değişik şekillerde ve yoktan var ettiyse, insanı da evrime gerek olmadan, ayrı bir varlık olarak yoktan var etmiştir. Aynı vaziyet hayvanlar ve nebatlar gibi diğer canlılar için de geçerlidir. Kuran’da deklarasyonlan açık gerçek şudur: Allah bu canlıların hiçbirini evrimleştirmeden, başka bir deyişle türleri başka türlere dönüştürmeden bir anda yoktan var etmiştir.

Evrimi Müdafaa eden Müslümanlar, Hz. Musa’nın Asasının Yılana Dönüşünü, Hz. İsa’nın Üflediği Çamurun Kuş Olup Uçmasını İzah edemezler

Kuran’da Hz. Musa’nın elindeki asayı yere attığında, Allah’ın dilemesiyle bu asanın canlı bir yılana dönüştüğü bildirilmektedir. Hz. Musa asasını yere attığında, cansız bir ağaç dalı canlı bir yılana dönüşmekte, eline aldığında yılan tekrar cansız bir ağaca dönüşmektedir, sonra tekrar yere attığında yeniden can bulmaktadır. Yani cansız bir madde, canlanmakta, sonra can vermekte, sonra yine canlanmaktadır. Böylelikle Allah bu mucizesiyle insanlara, sürekli Yaratılış’ı göstermektedir. Ayetlerde şöyle emredilir:

Böylelikle, onu attı; (bir de ne görsün) O HEMEN HIZLA KOŞAN (KOCAMAN) BİR YILAN (OLUVERMİŞ).

Diye konuştu ki: “Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz.”(Taha Suresi, 20-21)

“Sağ elindekini atıver, ONLARIN YAPTIKLARINI YUTACAKTIR; zira onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz.”
(Taha Suresi, 69)

“Asanı bırak;” (Bıraktı ve) ONUN ÇEVİK BİR YILAN GİBİ HAREKET ETTTİĞİNİ görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. “Ey Musa, korkma; kuşkusuz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz.” (Neml Suresi, 10)

Hz. Musa elindeki asasını yere attığı anda, Allah’ın lütfuyla, cansız bir odun parçası, hızla hareket eden, diğer şahısların ortaya koyduklarını yutan, başka bir deyişle sindirim sistemi de olan tamamiyle canlı bir varlığa dönüşmektedir. Böylelikle Allah insanlara canlılığın nasıl yoktan var edildiğinin bir örneğini göstermektedir. Cansız bir madde, yalnızca Allah’ın dilemesiyle, başka bir deyişle “Ol” buyruğuyla can bulmaktadır. Allah’ın Hz. Musa’ya lütfettiği bu mucize, daha önceki Mısırlıların batıl evrim inanışlarını bir hamlede yerle bir etmiş, Hz. Musa’nın karşısına olan insanlar bile hemen o an gerçeği kavrayıp, batıl inanışlarını bırakıp, Allah’a iman etmişlerdir.

Hz. İsa da putperest düşünceye, pagan inanışlara ve tahrif olmuş Museviliğe karşı mücadele yürütmüş, doğruyu ve hakkı anlatmış, fakat o da asıl olarak ilk önce Yaratılış’ı kanıtlamıştır. Kuran’da Hz. İsa’nın da çamurdan kuş biçiminde birşey yaptığı, sonra bunun içine üflediğinde, Allah’ın dilemesiyle, bu kuşun hayat bulup canlandığı haber verilmiştir:

Allah şöyle diyecek: “Ey Meryemoğlu İsa, sana ve annene olan nimetimi anımsa. Ben seni Ruhu’l-Kudüs ile destekledim, beşikte iken de, yetişkin iken de insanlarla konuşuyordun. Sana kitabı, hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğrettim. İZNIMLE ÇAMURDAN KUŞ BIÇIMINDE (BIR ŞEYI) OLUŞTURUYORDUN DA (YINE) IZNIMLE ONA ÜFÜRDÜĞÜNDE BIR KUŞ OLUVERIYORDU… (Maide Suresi, 110)

Bu kuş, hiçbir sebebe bağlı olmadan, Allah’ın dilemesi ve mucizesiyle, can bulmaktadır Cansız bir maddeden can sahibi olan kuş, Yüce Allah’ın örneksiz, sebepsiz, üstün yaratışının örneklerinden biridir. Hz. İsa da, Allah’ın lütfettiği bu mucizeyle, evrimci düşüncenin mantıksızlığını ve geçersizliğini gözler önüne sermektedir.

Kendilerince İslamla evrimi bağdaştırmaya çalışanların ise Rabbimiz’in bu mucizelerini izah edebilmeleri .

Netice: Darwinizm Yıkılmıştır, Son Çırpınışların Yararı Yoktur

Bilim evrimin geçersizliğini ortaya koymuştur. Bu gerçeği gösteren yapıtlar, belgeseller, konferanslar, sergilerle halkımız tam manasıyla bilinçlenmiş, gerçeği görmüştür. Güneş bir kere doğmuştur, bazı kimseler kendilerince propagandalarla ve masallarla Güneş’in doğduğunu gizlemek isteseler de, bu doğuşu geri çevirmeleri . Halkımız restoranlarda, eczanelerde, alışveriş merkezlerinde fosilleri kendi gözleriyle görüp incelemiş, evrimin yaşanmadığına bizzat şahitlik etmiştir. Bundan sonra Darwinistler istedikleri hikayeleri anlatsınlar, istedikleri kadar ara vermeden propaganda yapsınlar, istedikleri kadar baskı oluşturmaya çalışsınlar, evrimi ayakta tutmaları . Evrim çökmüştür, Darwinizm can vermiştir. Devir, Darwinizm’in cenazesinin kaldırılması devridir. Evrimcilere tavsiyemiz, tevekkeli gayretleri bir yana bırakıp, akılcı ve mantıklı davranıp, ilmi verileri gözardı etmeyip, Darwinizmin yok olduğunu kabul etmeleridir.

 

0 Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

© Copyright 1999 | Bilim İslam

or

Log in with your credentials

or    

Forgot your details?

or

Create Account