İNİŞ SIRASINA GÖRE KADIN AYETLERİ 3
ESAT ARSLAN

PASAJ 10-11
ZUHRUF
16 – Yoksa O, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de erkek çocukları size mi seçti?
17 – Onlardan biri Rahman olan Allah’a isnad ettiği kız çocuğu ile müjdelendiği zaman yüzü simsiyah kesilir de öfkesinden yutkunur durur.
18 – Yoksa “süs ve zinet içerisinde yetiştirilip de mücadelede erkek gibi kendisini savunmaya açık olmayan kızları mı”?
19 – Onlar Rahman olan Allah’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onlar meleklerin yaratılışını gördüler mi? Onların şahitlikleri yazılacak ve onlar sorguya çekileceklerdir.
NAHL
57 – Onlar, Allah’a kızlar isnad ediyorlar. O, bundan münezzehtir. Kendilerine ise erkek çocukları isnad ederler.
58 – Halbuki onlardan birine, kız doğum haberi müjdelendiği zaman içi öfkeyle dolar, yüzü kapkara kesilir.
59 – Kendisine verilen müjdenin kötülüğü dolayısıyla kavminden gizlenir. Şimdi acaba o çocuğu zillet ve horluğa katlanarak saklayacak mı? Yoksa toprağa mı gömecek? Dikkat edin verdikleri hüküm ne kötüdür!

1. Marx der ki: insanlar yeryüzünü ifsad ederler. Ve dönerler yeryüzünde ifsad ettikleri değerleri gökyüzüne taşırlar. Ve mitolojilerini böylece oluştururlar.
2. Bu iki pasaj da en ilkel haliyle Marx’ın betimlediği sürecin yeniden ifadesidir.
3. Kuran başından beri anlattığımız üzere kadını erkekle eşit bir pozisyona taşımaya çalışır.
4. Fakat müşrik toplumda kadınlar hor ve hakir görülmektedir.
5. Kuran’da onların bu önyargılarını bu pasajlarda yeniden dillendirir.
6. Bir müşrik için kız çocuğu süs içinde yetiştirilecek ve mücadele kudreti olmayan bir figürdür.
7. Kuran da bu önyargıyı bu pasajlara taşır. “Yani sen böyle gördüğün bir kadını mı Allah’a mı çocuk olarak yaklaştırıyorsun?” der.
8. Burada bu önyargıyı tasdik etmek için değil, kadını Tanrı kızı olarak gören bir zihniyetin kendi bağrındaki çelişkiye dikkat çekmek için verir.
9. Nahl 59’da “verdikleri hüküm ne kötüdür” cümlesi salt Tanrı’ya kız evlat yaklaştırılması için değil, kadının toplumda sahip olduğu konumun eleştirilmesi için de dile getirilmiştir.
10. Yani kız çocuk kendisiyle utanılacak bir süs bebeği değildir, demeye getirir Kuran. Ve Kuran’ın tamamı düşünüldüğünde kadın erkekle eşit haklara sahip bir yurttaş olarak resmedilir. Yurttaş, yani siyasal yoldaş.

PASAJ 12-13
AHKAF
15 – Biz insana ana ve babasına iyilik yapmayı tavsiye ettik. Anası onu zahmetle karnında taşıdı ve zahmetle doğurdu. Onun ana karnında taşınması ile sütten kesilme süresi otuz aydır.
LOKMAN
14 – Gerçi biz insana, anasına ve babasına itaati de tavsiye ettik. Anası onu zayıflık üstüne zayıflıkla taşıdı. Onun sütten ayrılması da iki yıl içindedir. (Biz insana): “Bana, anana ve babana şükret” diye de tavsiye ettik. Dönüş, ancak banadır.

1. Bir kadının hamilelik süresi 9 aydır. Eğer buna ayetin dediği gibi iki yıllık (24 ay) emzirme süresi eklerseniz toplam süre 33 ay olur.
2. Fakat bu pasajlar bu süreyi ortalama 30 ay olarak resmediyor. Peki neden?
3. Bu problemin çözümü şudur: Allah hamileliğin ilk 3 ayını hamilelikten saymamaktadır.
4. Böylece hamilelik+emzirme 30 ay olur, 33 ay değil.
5. Peki bu ilk üç ay niye hamilelikten sayılmaz? Buna pek çok yanıt verilebilir.
6. Ama galiba yanıtların en sağlamı Allah’ın ilk üç ayı içerisindeki cenini henüz canlı saymamasıdır.
7. Bunun anlamı şudur: Allah ilk üç ayda gerçekleştirilecek bir kürtaja yasak koymaz.
8. Kadına bu tercih verilmelidir. Çünkü çocuğun gelişimiyle o alakadar olacaktır. Bu sorumluluğu yerine getirip getiremeyeceğinin kararının kadında olması gerekir.
9. Benim anladığım kadarıyla Allah da bu iki pasajın beraber düşünülmesini zorunlu kılarak kadına ilk üç ay için bir kürtaj seçeneğini açık bırakmıştır.

PASAJ 14
KEHF
60 – Ey Muhammed! Bir vakit Musa genç adamına demişti ki: “İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim, yahut senelerce gideceğim.”
61 – Bunun üzerine ikisi de iki denizin birleştiği yere vardıklarında balıklarını unuttular. Bu arada balık, denizde yolunu bulup kaybolmuştu.
62 – İki denizin birleştiği yeri geçtikleri zaman, Musa genç arkadaşına: “Kuşluk yemeğimizi getir. Gerçekten biz bu yolculuğumuzda epey yorulduk” dedi.
63 – Adam: “Gördün mü! dedi. Kayaya sığındığımız vakit doğrusu ben balığı unutmuşum. Onu hatırlamamı, muhakkak şeytan bana unutturdu. O denizde garip bir yol tutup gitmişti.”
64 – Musa da demişti ki: “İşte aradığımız o idi.” Bunun üzerine izlerine dönüp gerisin geri gittiler.
65 – Nihayet kullarımızdan bir kul buldular ki, biz ona katımızdan bir rahmet vermiş ve tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.
66 – Musa ona: “Allah’ın sana öğrettiği ilim ve hikmetten bana da öğretmen için sana tabi olabilir miyim?” dedi.
67 – (Hızır) dedi ki: “Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin.
68 – “İçyüzünü kavrayamadığın şeye nasıl sabredeceksin?”
69 – Musa: “İnşaallah beni sabırlı bulacaksın ve senin hiçbir işine karşı gelmeyeceğim” dedi.
70 – (Hızır) dedi ki: “O halde bana tabi olacaksın; ben sana sırrını anlatmadıkça, hiçbir şey hakkında bana soru sorma!”
71 – Bunun üzerine ikisi beraber yürüdüler. Nihayet gemiye bindikleri zaman, o kul (Hızır) gemiyi deldi. Musa, ona şöyle dedi: “Geminin içindekileri boğmak için mi deldin? Doğrusu çok kötü bir iş yaptın.”
72 – (Hızır:) “Sen benimle asla sabredemezsin, demedim mi?” dedi.
73 – Musa dedi ki: “Unuttuğum şeyden dolayı beni suçlama ve bu işimden dolayı bana bir güçlük çıkarma.”
74 – Yine gittiler. Nihayet bir erkek çocuğa rastladıklarında Hızır hemen onu öldürdü. Musa: “Kısas olmadan masum bir cana nasıl kıyarsın? Doğrusu sen çok fena bir şey yaptın” dedi.
75 – Hızır dedi ki: “Doğrusu sen benimle asla sabredemezsin demedim mi sana?”
76 – (Musa) dedi ki: “Eğer bundan sonra sana bir şey sorarsam bana arkadaş olma! Hakikaten benim tarafımdan ileri sürülebilecek son mazerete ulaştın.
77 – Bunun üzerine yine yürüdüler. Nihayet bir köy halkına varıp onlardan yemek istediler. Ancak köy halkı onları misafir etmekten kaçındılar. Derken orada yıkılmak üzere olan bir duvar buldular. Hızır hemen onu doğrulttu. Musa: “İsteseydin elbet buna karşı bir ücret alırdın” dedi.
78 – Hızır dedi ki: “İşte bu, seninle benim aramızın ayrılmasıdır. Şimdi sana o sabredemediğin şeylerin içyüzünü haber vereceğim.”
79 – “Gemi, denizde çalışan bir kaç yoksula aitti. Onu kusurlu kılmak istedim, çünkü onların ilerisinde her sağlam gemiye zorla el koyan bir hükümdar vardı.”
80 – “Oğlana gelince, onun ana-babası mümin kimselerdi. Çocuğun onları azgınlık ve inkâra sürüklemesinden korktuk.”
81 – “İstedik ki Rabbleri onun yerine kendilerine ondan temizlikçe daha hayırlı ve daha çok merhamet eden birini versin.”
82 – “Duvar ise, o şehirde iki yetim oğlana ait idi. Duvarın altında onların bir hazinesi vardı. Babaları da iyi bir kimse idi. Onun için Rabbin istedi ki o iki çocuk erginlik çağlarına ersinler ve Rabbinden bir rahmet olarak hazinelerini çıkarsınlar. Ve ben bunların hiçbirini kendiliğimden yapmadım. İşte senin sabredemediğin şeylerin içyüzleri budur.”

1. Kehf Suresi bir ikilikler suresidir.
2. Mağara Arkadaşlarında söylendiği gibi 300+9 yıl. Yani güneş yılı ve ay yılı ikiliği.
3. Zülkarneyn’de anlatıldığı gibi Batı’ya ait nedensellik ve Doğu’ya ait nedensellik ikiliği.
4. Ve bu kıssada anlatıldığı gibi Musa-Hızır ve zahir-batın ikiliği.
5. Bu ikiliklerden en az biri kadın-erkek ikiliğine denk düşer.
6. Kuran’da güneş Yakup’u ve ay onun karısı ve Yusuf’un annesi olan kadını resmeder.
7. Buradan baktığımız zaman Musa-Hızır ikiliği de bir erkek aklı-kadın aklı ikiliğine dönüşür.
8. Musa-Hızır kıssası bu ikiliği de canlı kanlı resmeder.
9. Nasıl? Kıssadaki üç olay boyunca Musa hep kısas aklıyla hareket eder. Olaylara çözülecek problemmiş gibi yaklaşır. Ve hep ve sadece ‘şimdi ve burada’yı düşünür.
10. Neden sebepsiz yere gemiye zarar verdin? Neden karşılıksız yere çocuğu öldürdün? Neden tamir ettiğin duvar için ücret almadın?
11. Kıssa boyunca Hızır ise olaylara bakarken hep insani ilişkiler ağını düşünür ve geçmiş gelecek bağlantılarını hesaba katar.
12. Çünkü o gemi fakirlerindi. Ve ileride bir despot vardı. Çünkü o çocuk salih insanların çocuğuydu. Ve ileride ailesini ifsad edecekti. Çünkü o duvar yetimlerindi. Ve altında gelecek bir hazine vardı.
13. Musa ve Hızır arasında akletmede gerçekleşen bu ikilik tam da Carol Gilligan’ın erkek aklı ve kadın aklı dediği ikiliğe tekabül eder.
14. Carol Gilligan için erkek aklı kısasçı, problem odaklı ve şimdi ve burada’ya yönelik bir akıldır. Kadın aklı ise insani ilişkilere ve zamansal etkilere duyarlı bir akıldır. Tam da Musa ve Hızır’ın aklı gibi.
15. Carol Gilligan için kadın aklı (burada Hızır’ın aklı) ‘özen ahlakı’ olarak nitelenir. Bu ahlak ne yazık ki bugün toplumda hakim değildir. Ve Gilligan’a göre erkek aklıyla kadın aklı arasında bir ahenk kurulmalıdır, eğer sağlıklı bir toplum var edilecekse.
16. Kuran için de Musa ve Hızır tartışmış olmasına rağmen erkek ve kadın akılları arasında bir ahenk kurulmalıdır. Bunu da Musa’nın yanındaki genç olan ve tartışmalar boyunca sessizce bu iki figürü izleyen Joshua karakteri temsil eder.
17. Kısaca Kuran Gilligan feminizmini onaylar.

PASAJ 15
NAHL
71 – Allah, rızık yönünden bir kısmınızı diğerlerinden üstün kıldı. Kendilerine bol rızık verilenler, rızıklarını ellerinin altındakilere vermiyorlar ki, onda eşit olsunlar. Durum böyle iken Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?
72 – Allah, size kendi cinsinizden eşler, o eşlerinizden de oğullar ve kız torunlar yarattı. Sizi helal ve güzel gıdalarla rızıklandırdı. Onlar, hâlâ batıla mı inanıyorlar? ve Allah’ın nimetini inkâr mı ediyorlar?

1. Bu pasaj bir yandan bir iktisadi eşitlik manifestosudur. Bir yandan da kadın hakları manifestosu.
2. Çünkü ‘ellerinin altındakiler’ diye çevrilen ve iktisadi olarak kendileriyle eşitleşilmesi istenen kesimler en başta o toplumun en hakir görülen cariyeleridir.
3. Yani Kuran cariyelerin efendileriyle iktisaden (ve dolayısıyla her yönüyle) eşit oldukları bir toplumsal tahayyülü dayatır.
4. 72. Ayetteki kız torun vurgusuysa kadına tanınmış bu hakkı perçinler.
5. Yani mülkte kadın ve erkek eşitliği sağlanacak şekilde politikalar izlenecek demeye gelir bu pasaj.

PASAJ 16
RUM
21 – Yine O’nun âyetlerindendir ki, sizin için nefislerinizden kendilerine ısınırsınız diye eşler yaratmış, aranıza bir sevgi ve merhamet koymuştur. Şüphesiz ki bunda düşünecek bir kavim için nice ibretler vardır.

1. Bu pasaj söylediklerinden çok söylemedikleriyle hayati önemdedir.
2. O da şudur: evlilik ilişkisi sevgi ve merhamet üzere kurulu olmalıdır.
3. Yani bunlarla çelişen normlar üzerine oturmamalıdır.
4. Örneğin otoritenin veya geleneklerin baskısı gibi karşılıklı sevgi ve merhameti zedeleyen normların evliliği belirlemesine izin verilmemelidir.
5. Daha sonraki surelerde kadın-erkek ilişkisinin belirleyici normları da dile getirilecek. Şimdiden söyleyeyim: İslami evlilik kurumu erkeğin kadın üzerinde bir otoritesine dayanmaz. Aksine kadın ve erkeğin eşit olduğu ve erkeğe şövalyelik değerleri yüklerken kadını da pasifleştirmeyen bir dünya görüşüne yaslanır.

PASAJ 17
ANKEBUT
28 – Lut’u da gönderdik. O kavmine demişti ki: “Gerçekten siz, daha önce hiçbir milletin yapmadığı bir hayasızlığı yapıyorsunuz!”
29 – “(Bu ilâhî ikazdan sonra) siz, ille de erkeklere gidecek, yolu kesecek ve toplantılarınızda edepsizlik yapacak mısınız?” Kavminin cevabı ise, şöyle demelerinden ibaret oldu: “Doğru söyleyenlerden isen Allah’ın azabını getir bize!”

1. Bu pasajda da yine eşcinsellik tartışmasının ötesinde birşeyler var.
2. Şu bariz sanırım: “toplantılarda edepsizlik yapmak” kamusal alanda kadının cinsel obje olarak sunulmasına da karşı duran bir tavırdır. Ve bu hassasiyet Kuran ve feminizm için ortak bir hassasiyettir. Birisi bunu kutsal bir terimle ifade ederken, diğeri bunu seküler bir terimle ifade eder. Fakat dert her iki oluşum için de aynı derttir.
3. Fakat fazlası var. “yolu kesmek” tabiri çapulculukla ilgili bir kavram değil pasajda.
4. “Erkeğe gitmek ve yolu kesmek” aynı eylemin iki görünümü.
5. Burada kişinin cinsiyet yaşamı bir yola benzetiliyor. Yani cinsiyet yaşamı bir yolda yürümeye benzetiliyor.
6. Bu tam olarak üçüncü dalga feminizmin kurucusu olan Judith Butler’ın ‘performatif’ dediği şey. Yani cinsiyet sabit bir öz değildir, perform ederek, yerine getirilerek, o yolda yürünerek inşa edilen bir süreçtir.
7. Kuran’da erkeğe giderek yolu kesmek eylemi normalde kişinin kadına gitmesi gerektiği halde, yolunun kesilerek, yani performatif’ine müdahale edilerek kişinin erkeğe gider hale getirilmesi sürecini anlatıyor.
8. Ve bu haliyle pasaj Judith Butler’la beraberce düşünülmesi gereken bir hal alıyor. Yani Kuran’ın felsefi derinliği Butler’ınkini kuşatıyor.
9. Fakat ortada bir özdeşlik yok.
10. Çünkü normal-anormal ayrımı Butler için iktidarın bir etkisiyken, Kuran’da fıtrattan kaynaklanan ve iktidara konu olmayan bir normal-anormal ayrımı var.
11. Erkek için normal kadına gitmesiyken, kadın için normal erkeğe gitmesi.
12. Bu normun ihlallerinin bir kısmına Kuran istisna hali olarak bakıyor. Ve saygı duyuyor. Örneğin siyer yazarı Vakıdi’ye göre Peygamberimiz birer eşcinsel olan Mati ve Hit’in evliliğine karışmıyor.
13. Fakat bazı ihlalleriyse, biseksüellik gibi, kabul edilemez sayıyor. Ve böylesi kişilikleri Müslüman kabul etmiyor. (Kuran böylesi figürlere müşrik hukuku uyguluyor.)

 

esat arslan

0 Yorum

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

© Copyright 1999 | Bilim İslam

veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account