Kuran’da Kadın Tartışması 4

kuranda kadın tartışması 4

İNİŞ SIRASINA GÖRE KADIN AYETLERİ 4

ESA ARSLAN

PASAJ 18

BAKARA

222 – Ey Muhammed! Sana kadınların ay başı halinden de soruyorlar. De ki: O bir eziyettir Onun için ay başı halinde oldukları zaman kadınlardan çekilin ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. İyice temizlendikleri zaman ise Allah’ın emrettiği yerden onlara varın, yaklaşın Şüphesiz ki Allah çok tövbe edenleri de sever, çok temizlenenleri de sever.

223 – Kadınlarınız, sizin için bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz gibi varın ve kendiniz için ileriye hazırlık yapın. Allah’tan korkun ve bilin ki siz mutlaka O’nun huzuruna varacaksınız. Ey Muhammed, müminleri müjdele!

  1. aybaşının mahiyeti eziyet olmasıdır” ne demektir? Aybaşına atfedilmiş olan bütün mitik ve mistik aşağılamaların reddedilmesidir bu. Nedir aybaşı? Bir eziyet. Bu kadar.

  2. Ve dikkat edilirse ayet her seferinde yaptığı gibi yine kadını koruyor. Yani eziyet olduğu için –metafizik bir kir filan değil, sadece bir eziyet- bu dönemlerinde kadınlara yaklaşmayacaksın diyor ayet.

  3. Tarla kelimesi çok kaba. Bu çeviri Kuran’ın anlatmak istediği şeyi vermiyor. Kelime hars. Ve Hars sure için kutsal bir şey. Çünkü mesela sure şöyle söylüyor: eğer işi münafıklara verirsen onlar hars’ı ve nesl’i berbat ederler. Nesillerimiz kelimesi ne kadar kutsalsa, hars da o kadar kutsal.

  4. Peki ne bu hars? Ziya Gökalp bunu ‘kültür’ kelimesine karşılık olarak önerdi. Gerçekten de kültür demek hars. Yani ekime konu olan toprak.

  5. Peki niye kutsal? Çünkü tarım toplumlarında ekime konu olan toprak kutsal sayılırdı da ondan… Görünüşte siz onu işlerdiniz ama hakikatte o size bir biçim verirdi.

  6. Yani buradaki hars basit bir tarla değil. Yaratıcı ve biçim verici bir toprak o. Siz ona tohumlarınızı ekiyorsunuz, o da sizi yeniden yaratıyor.

  7. Benim sadık yârim kara topraktır” (A. Veysel) “Bizde kadın bile toprak gibi sevilir” (A.İlhan) dizeleri bu hars’ı anlatıyor.

  8. Şimdi bunları söyledikten sonra “o halde harsınıza dilediğiniz gibi varın” cümlesinin anlamı da kökten değişiyor. Bu istediğin gibi toprağını kullan demek değil. Tam tersi. Madem ki bu kadın senin hars’ın, yani senin için kutsal ve sen ona tohum ekerken aslında o da sana tohum ekecek ve seni biçimlendirecek, madem ki bunu biliyorsun, o halde hars’ına/kadın’ına bunu bilerek yaklaş demek bu. Bir babaya “bil ki çocuğun seni örnek alacak. Artık nasıl istiyorsan öyle davran” demek gibi bir şey bu. Yani tasarrufu keyfi hale getirmiyor “artık nasıl istiyorsan öyle yaklaş” cümlesi. Aksine sorumluluğu artırıyor.

  9. Zaten ayetin devamına bakıldığında da bu işin keyfi bir biçimde kadına davranma işi olmadığı, aksine erkeğe ağır sorumluluklar yüklediği anlaşılıyor.

  10. Yani Allah bu ayetlerle kadını aşağılamıyor. Yüceltiyor.

PASAJ 19

BAKARA

226 – Kadınlarından îlâ edenler (onlara yaklaşmamaya yemin edenler) için dört ay beklemek vardır. Eğer bu yeminlerinden dönerlerse, şüphesiz ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

227 – Yok eğer boşamaya karar vermişlerse, şüphesiz ki Allah söylediklerini işitir, kurduklarını bilir.

228 – Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa gizlemezler. Kocaları da, barışmak istedikleri takdirde o süre içersinde onları geri almaya daha layıktırlar. O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

229 – Boşamak (talak) iki defadır. Ondan sonrası ya iyilikle tutmak veya güzellikle salmaktır. Onlara verdiklerinizden bir şey almanız da size helâl olmaz. Ancak Allah’ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkmaları başka. Eğer siz de bunların, Allah’ın çizdiği hudutta duramayacaklarından korkarsanız, kadının, ayrılmak için hakkından vazgeçmesinde artık ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın çizdiği hudududur. Sakın bunları aşmayın, Her kim Allah’ın hududunu aşarsa, işte onlar zalimlerdir.

230 – Eğer kadını bir daha boşarsa, bundan sonra artık başka bir kocaya varıncaya kadar ona helâl olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah’ın hududunu sağlam tutacaklarını ümid ettikleri takdirde öncekilerin birbirlerine dönmelerinde her ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın tayin ettiği hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyor.

231 – Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah’tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilir.

232 – Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, aralarında meşru bir şekilde rızalaştıkları takdirde, kendilerini kocalarıyla nikâhlanacaklar diye sıkıştırıp, engellemeyin. İşte bu, içinizden Allah’a ve ahiret gününe iman edenlere verilen bir öğüttür. Bu, sizin hakkınızda daha hayırlı ve daha nezihtir. Allah bilir, siz bilemezsiniz.

233 – Anneler, çocuklarını, emzirmenin tamamlanmasını isteyenler için tam iki yıl emzirirler. Çocuk kendisine ait olan babaya da emzirenlerin yiyecekleri ve giyecekleri geleneklere uygun olarak bir borçtur. Bununla beraber herkes ancak gücüne göre mükellef olur. Çocuğu sebebiyle bir anne de, çocuğu sebebiyle bir baba da zarara sokulmasın. Varise düşen de yine aynı borçtur. Eğer ana ve baba birbirleriyle istişare edip, her ikisinin de rızasıyla çocuğu memeden ayırmak isterlerse kendilerine bir günah yoktur. Eğer çocuklarınızı başkalarına emzirtmek isterseniz vereceğinizi güzel güzel verdikten sonra bunda da size bir günah yoktur. Bununla beraber Allah’tan korkun ve bilin ki, Allah yaptıklarınızı görür.

234 – İçinizden vefat edip de geride eşler bırakan kimselerin hanımları, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. İddet (bekleme) sürelerini bitirdikleri zaman, artık kendileri hakkında meşru bir şekilde yapacakları hareketten size bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

235 – Böyle kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde çıtlatmanızda veya gönlünüzde tutmanızda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onları mutlaka anacaksınız. Fakat meşru bir söz söylemekten başka bir şekilde kendileriyle gizlice sözleşmeyin. Farz olan iddet sona erinceye kadar da nikâh akdine azmetmeyin (kesin karar vermeyin). Bilin ki Allah gönlünüzdekini bilir. Öyle ise O’nun azabından sakının. Yine bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşaktır.

236 – Eğer kadınları, kendilerine dokunmadan veya onlara bir mehir takdir etmeden boşarsanız (bunda) size bir vebal yoktur. Şu kadar ki onlara (mal verip) faydalandırın. Eli geniş olan hâline göre, eli dar olan da haline göre ve güzellikle faydalandırmalıdır. Bu, iyilik yapanlar üzerine bir borçtur.

237 – Eğer onları, kendilerine dokunmadan önce boşar ve mehri de kesmiş bulunursanız, o zaman borç, o kestiğiniz miktarın yarısıdır. Ancak kadınlar veya nikâh akdini elinde bulunduran kimse bağışlarsa başka. Ey erkekler! sizin bağışlamanız ise takvaya daha yakındır. Aranızdaki fazileti unutmayın şüphesiz ki Allah, her ne yaparsanız hakkiyle görür.

238 – Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun.

239 – Eğer bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken kılın, (korkudan) emin olduğunuz zaman da böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı zikredin (namazlarınızı yine her zamanki gibi huşû ile kılın).

240 – İçinizden hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanlar, eşleri için senesine kadar evlerinden çıkarılmaksızın kendilerine yetecek bir malı vasiyet ederler. Bununla birlikte eğer kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında yaptıkları meşru bir hareketten dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

241 – Boşanmış kadınlar için de meşru ve geleneğe uygun şekilde bir meta'(intifa hakkı) vardır ki verilmesi, Allah’tan korkanlar üzerine bir borçtur.

242 -İşte akıllarınız ersin diye, Allah size âyetlerini böylece açıklıyor.

  1. 228 – Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç adet süresi beklerler ve Allah’ın rahimlerinde yarattığını gizlemeleri, kendilerine helâl olmaz. Eğer Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa gizlemezler. Kocaları da, barışmak istedikleri takdirde o süre içersinde onları geri almaya daha layıktırlar. O kadınların, üzerlerindeki meşru hak gibi, kendilerinin de hakları vardır. Yalnız erkekler için, onların üzerinde bir derece vardır. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.”

  2. Bu ayet görünüşte birbiriyle ilgisiz üç konuyu düzenliyor: (1) kadınlar rahimlerindeki çocuğu gizlememelidir, (2) kocası istiyorsa karısı kocasına geri dönmek zorundadır, (3) erkekler kadınlardan daha çok sahibidir.

  3. Aslında konu tektir. Üç bölüm de aynı konuyla ilgilidir. Fakat zamanın tahrifatı sonucu bu ayetten iki kadın karşıtı sonuç çıkmıştır (2. ve 3. Maddeler)

  4. Konu çocuğun velayetinin kimde kalacağı konusudur. Karının da kocanın da hak sahibi olduğu şey budur. Yoksa konu birbirleri üzerindeki hakları değildir. Konu çocuğun velayeti konusundaki haktır.

  5. 2. Madde de yanlış anlaşılmıştır. Çünkü kocaya geri dönmesi gereken kadın değil, kadının karnındaki çocuktur.

  6. Yani ana karnındaki çocuk hususunda erkek de kadın da söz sahibidir der Kuran. Fakat toplumun şekillenişi itibariyle şartlar eşitse velayeti kocaya verir. O da çocuğu korumak için. Yoksa anneyi mahrum etmek için değil.

  7. Fakat bu şartlar eşitse verilen bir karardır. Eğer kadın çocuk için kocadan daha iyi olanaklar sunabiliyorsa çocuğun velayetinin kadında kalmaması için bir sebep yoktur.

  8. 230 – Eğer kadını bir daha boşarsa, bundan sonra artık başka bir kocaya varıncaya kadar ona helâl olmaz. Eğer ikinci koca da onu boşarsa, Allah’ın hududunu sağlam tutacaklarını ümid ettikleri takdirde öncekilerin birbirlerine dönmelerinde her ikisine de günah yoktur. İşte bunlar, Allah’ın tayin ettiği hudududur. Bunları, bilen bir kavim için açıklıyor. 231 – Kadınları boşadığınız zaman iddetlerini bitirdiklerinde, artık kendilerini ya iyilikle tutun veya güzellikle salın. Yoksa haklarına tecavüz için zararlarına olarak onları tutmayın. Her kim bunu yaparsa nefsine zulmetmiş olur. Sakın Allah’ın âyetlerini alay konusu edinmeyin, Allah’ın üzerinizdeki nimetini, size kendisiyle öğüt vermek üzere indirdiği kitap ve hikmeti hatırlayıp, düşünün. Hem Allah’tan korkun ve bilin ki Allah her şeyi bilir.”

  9. Bu iki ayet beraberce okunursa boşandığı kadınla bir daha evlenememe yasağının çok özel bir koşulda geçerli olduğu anlaşılır.

  10. O da şudur: bu ayetlerin dünyasında boşama yetkisi erkeğin tekelindedir.

  11. Allah’sa ona bu yasağı koyarken sadece ve sadece erkeği cezalandırmak istemiştir. 231. Ayetin 230. Ayete eklenmesinin mantığı budur.

  12. Peki boşama bir tarafın tekelinde olmayıp, kadın ve erkek beraberce boşama yetkisine sahip olsaydı, yani 231. Ayetin dediğinin aksine kadın boşanma tekeli yoluyla erkeğin kendisiyle oynayabildiği bir kölesi olmasaydı yine bu yasak gelir miydi?

  13. Böylesi bir durumda boşanma iki tarafın da rızaları gözetilerek gerçekleştirilen bir eylem olduğundan Allah’ın bir tarafı cezalandırmasına gerek kalmayacaktı. Çünkü ortada boşama yoluyla kendisiyle oynanan bir figür olmayacaktı.

  14. Yani boşandığın kadınla evlenme yasağı tam da boşama yetkisinin erkeğin elinde bir oyuncak olmasından dolayıdır. Ve bu oyuncak iptal edildiğinde bu hüküm de sona erer.

  15. Aksi takdirde geleneğimizin hakim olduğu dönemlerdeki gibi ‘hülleler’ icad etmekle mükellef oluruz.

  16. Sonraki surelere baktığımızda Kuran’ın aşama aşama kadına boşama hakkını vereceğini de göreceğiz.

  17. 235 – Böyle kadınlara evlenme isteğinizi üstü kapalı biçimde çıtlatmanızda veya gönlünüzde tutmanızda size bir vebal yoktur. Allah biliyor ki siz onları mutlaka anacaksınız. Fakat meşru bir söz söylemekten başka bir şekilde kendileriyle gizlice sözleşmeyin. Farz olan iddet sona erinceye kadar da nikâh akdine azmetmeyin (kesin karar vermeyin). Bilin ki Allah gönlünüzdekini bilir. Öyle ise O’nun azabından sakının. Yine bilin ki Allah çok bağışlayıcıdır, çok yumuşaktır.”

  18. Bu ayetin hemen öncesinde kocası ölmüş kadınlardan bahsediliyor. Bu ayet de dolayısıyla onlarla sınırlanıyor.

  19. Oysa bu ayet pasaja ait bir ayettir. Ve sadece kocası ölmüş kadınları değil, kocalarının boşadığı kadınları da kuşatır.

  20. Yani ayetin söylediği şudur: kocasının boşadığı bir kadın başka bir erkekle görüşebilir. Erkek ona aşkını çıtlatabilir. Kadın da iddet süresini bekleyip, eski kocasının onu geri almasına karşı çıkıp bu yeni erkekle evlenebilir.

  21. Yani kocasının birkez boşadığı kadın tekrar kocasına dönmek zorunda değildir.

  22. 238 – Namazlara ve orta namaza devam edin ve Allah için boyun eğerek kalkıp namaza durun. 239 – Eğer bir korku hâlindeyseniz, yaya veya binekli olarak giderken namazı kılın, (korkudan) emin olduğunuz zaman da böyle bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği şekilde Allah’ı zikredin (namazlarınızı yine her zamanki gibi huşû ile kılın).”

  23. Burada sanki boşanma konusundan namaza doğru bir kopuş var. Oysa konu aynı.

  24. Namaz için kullanılan ifade ‘salat’. Ve ‘salat’ birinin diğerine saygısı ve desteği demek.

  25. Kısaca burada Allah’ın söylediği şey şu: boşanmanız durumunda bile birbirinize olan saygınızı ve desteğinizi korumaya çalışın.

  26. Yaya ve binekli kelimelerinin inceliği şurada. Yaya için kullanılan ‘rical’ aynı zamanda erkek demek.

  27. Haliyle ‘binekli’ kelimesi de kadını kuşatıyor.

  28. Ve evlilikte erkek ve kadın yaya ve binekliye benzetiliyor. Yani evlilik bir yolculuk. Kadın deve üzerinde, erkekse yaya ve devenin ipi elinde. Yolun meşakkati erkeğe yüklenmiş. Kadın ise binitin üzerinde rahatça seyahat ediyor.

  29. Bu imge Kuran’ın kadın erkek ilişkisine bakışının temel imgelerinden biridir. Erkek kadının hizmetkarıdır. Yayadır, deveyi o sürer. Ama efendi kadındır. Devenin üzerindedir ve devenin nereye gideceğine o karar verir.

  30. Bu bir çeşit şövalye erkek imgesidir. Ve Kuran’daki meşhur ‘erkeğin kadın üzerine kavvam olması’nın temel anlamlarından biridir.

  31. 240 – İçinizden hanımlarını geride bırakarak vefat edecek olanlar, eşleri için (yaşayacakları) bir dönüşüme kadar evlerinden çıkarılmaksızın kendilerine yetecek bir malı vasiyet ederler. Bununla birlikte eğer kendileri çıkarlarsa, kendi haklarında yaptıkları meşru bir hareketten dolayı size bir sorumluluk yoktur. Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. 241 – Boşanmış kadınlar için de meşru ve geleneğe uygun şekilde bir meta’/geçimlik vardır ki verilmesi, Allah’tan korkanlar üzerine bir borçtur.

  32. Geleneksel İslam hukukuna göre boşanmış kadının nafaka hakkı yok. Çünkü Allah onu örfe bırakmış.

  33. Şu anda nafaka sistemi İslam hukukunda şöyle işliyor: erkek kadına bir mehir takdir ediyor. Ve bu mehri karısına eğer onu boşarsa veriyor. Yani mehir nafaka işlevi görüyor.

  34. Oysa Kuran’da mehir ve nafaka ayrı kurumlar. 241. Ayette de görüldüğü gibi nafaka bu ayette ölçüsü takdir edilmemiş olsa da mehirden başka bir kalem olarak karşımıza çıkıyor. Bundan sonraki surelerde mehrin ve nafakanın ölçüsünü göreceğiz. Her iki kurum da Kuran’da var. Ve her ikisi de içi gayet dolu olarak karşımıza çıkacak.

PASAJ 20

ALİ İMRAN

35 – İmran’ın karısı: “Rabbim, karnımdakini özgürleşmiş olarak sana adadım, benden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, bilensin.” demişti.

36 – Onu doğurunca -Allah onun ne doğurduğunu bilip dururken- şöyle dedi: “Rabbim, onu kız doğurdum; erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. Onu ve zürriyetini koğulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum”.

37 – Bunun üzerine Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya’nın himayesine verdi. Zekeriyya ne zaman kızın bulunduğu mihraba girse, onun yanında yeni bir yiyecek bulurdu. “Meryem! Bu sana nereden geldi?” deyince, o da: “Bu, Allah katındandır.” derdi. Şüphesiz Allah, dilediğine hesapsız rızık verir.

  1. Meryem özgürleşmiş bir kadındır. Meryem tüm Müslüman kadınlar için örnek olması gereken bir kadınsa Müslüman kadınlar da özgürleşmiş kadınlar olmalıdır.

  2. Soy sadece babadan geçmez. Meryem’in annesi Meryem’in zürriyeti için dua ettiğine göre zürriyet anneden de geçer. Baba ve anne bu konuda eşittir Kuran hukukunda.

  3. Meryem’in odasına gelen rızıklar sadece mucizevi meyveler değildir. Onlar aynı zamanda Meryem’in Tevrat’tan devşirdiği güzel anlamlardır. Yani Meryem Zekeriya’nın yanında bir din önderi olarak yetişmektedir. O halde tüm Müslüman kadınlar da birer din önderi olarak yetiştirilmek durumundadır.

  4. Meryem güzel bir bitki olarak yetişmektedir. Güzel bir bitki olarak yetişmek tüm pozitif özgürlükçü kuramların merkezi imgesidir. Aristo’dan Hegel’e ve sonrasına kadar. Kısaca Meryem Müslüman kadın için örnekse Müslüman kadın da tüm yeteneklerinin serilip serpileceği bir tarzda yetiştirilmelidir.

PASAJ 21

ALİİMRAN

195 – Rableri onlara şu karşılığı verdi: “Ben, erkek olsun, kadın olsun, sizden, hiçbir çalışanın amelini zayi etmeyeceğim. Sizler birbirinizdensiniz. Göç edenler, yurtlarından çıkarılanlar, yolumda eziyet edilenler, savaşanlar ve öldürülenler… Onların günahlarını elbette örteceğim ve Allah katından bir mükafat olmak üzere, onları altından ırmaklar akan cennetlere de koyacağım. En güzel mükafat Allah katındadır”.

  1. Ali İmran Suresinde Meryem kıssasından sonra Ehli kitap’la bir tartışma, sonra cihad ayetleri, sonra da bu ayetler gelir.

  2. Belli ki Allah’ın bu sıralamayla gözettiği şey, yani Meryem’le bu ayetler arasına giren cihad ayetlerinin söylediği şey kadının da aynı erkek gibi cihada memur olduğudur.

  3. Elbette ki cihad kafa kol kesmek değil, bir yandan kendinin bir yandan yeryüzünün adil ve güzel bir yer olması için çalışıp çabalamaktır. Kadın da bu kamusal misyon hususunda üzerine düşeni yapmalıdır. Yani o evine kapatılamaz.

2 Comments
  1. Beanu’in profil fotoğrafı
    Beanu 2 sene ago

    Allah Kitapta kadınların da hak ve hürriyetlere sahip olduğunu belirtirken, o dönemin yozlaşmış kabile hayatını kadın lehine düzeltmek için ayetler indirmiş. ne yazık ki Arap kültürü dinin yeni kadın düzenine baskın gelmiş gibi görünüyor. şu anki davranış dinen uygun bulunuyor. Peki doğru olan hangisi? Kadını ikinci sınıf bir yaratık olarak görmenin dine aykırı olmadığını kabul etmek mi? Yoksa şeriata uygun denilen tüm o aşağılayıcı davranışların Kuran a aykırı olduğunu savunmak mı?(yakınlarda bir Arap ülkesinde üniversitede “kadın insan mıdır?” konulu bir konferans yapıldı. bu ne perhiz bu ne lahana turşusu?

  2. hüseyin öztürk 2 sene ago

    kuranın özgürlükçü eşitlikçi sosyalist bir tavrı olduğunu bildiğimden, genel anlamda ayetlerin içeriğinin ne olduğuna çok fazla takılmazdım. halende öyleyim, ancak bakara 223 çok fazla konuşulan tartışılan gündemde tutulan ayet olduğundan, işte dost-arkadaş tartışmalarında kuranın bu özgürlükçü eşitlikçi ilkesinin genel durumunu savunmakta en fazla zorlandığım ayetti ve süreklide eee 223 e ne diyeceksin denildiğinde işte kadınlara ve kölelere özgürlük diye bir sloganı olan dinin kadına tarlamı der şumu der bumu der gibi savunmalarla savunurdum. bu güne kadarda çok içime sinen bir açıklamayada rastlayamamıştım
    bakara 223 ün tam anlamıyla tam açıklaması budur. teşekkür ediyorum

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

© Copyright 1999 | Bilim İslam

or

Log in with your credentials

or    

Forgot your details?

or

Create Account