Kuran’da Kadın Tartışması 5

İNİŞ SIRASINA GÖRE KADIN AYETLERİ 5

ESAT ARSLAN

PASAJ 22-23

AHZAB

4 – Allah bir adam için içinde iki kalb yapmamıştır. Kendilerinden zıhar yaptığınız eşlerinizi analarınız kılmamıştır. Evlatlıklarınızı da oğullarınız kılmamıştır. O sizin ağzınızdaki lafınızdır. Allah ise hakkı söylüyor ve doğru yolu gösteriyor.

MÜCADELE

1 – Kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikayette bulunan kadının sözünü Allah işitmiştir. Allah, sizin konuşmanızı işitir. Çünkü Allah, işitendir, bilendir.

2 – İçinizde zıhâr yapanların kadınları, onların anaları değildir. Onların anaları ancak kendilerini doğuran kadındır. Şüphesiz onlar çirkin ve yalan bir laf söylüyorlar. Kuşkusuz Allah, affedici, bağışlayıcıdır.

  1. Bu pasajlar görünüşte modası hayli geçmiş pasajlardır. Çünkü bugün zıhar yapan yok.

  2. Zıhar nedir? Erkeğin karısının sırtını annesinin sırtına benzetmesi. Ve karısını kendisine haram kılması.

  3. Zıhar’ın kelime anlamı dayanak yapmak demek. Yani anneyi karıya dayanak yapmak.

  4. Böyle olunca da yedinci asırdaki zıhar kurumu evrensel bir zıhar kurumunun sembolü oluyor.

  5. Bugün karısının sırtını annesinin sırtına benzeten erkek yok.

  6. Ama bugün annesini karısıyla kıyaslayıp karısını aşağılayan erkek çok.

  7. İşte bu pasajlarda yasaklanan zıhar da yedinci asırdaki bir kurum üzerinden tüm zıhar çeşitlerine yönelik.

  8. Yani evrensel bir mesaj olarak “anneni karına kıyaslayıp karını aşağılamayacaksın” demek oluyor bu pasajlar.

PASAJ 24

AHZAB

35 – Şüphe yok ki müslüman erkeklerle müslüman kadınlar, mümin erkeklerle mümin kadınlar, itaat eden erkeklerle (kanıtin) itaat eden kadınlar (kanıtat), sadık erkeklerle sadık kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, mütevazi erkeklerle mütevazi kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkeklerle ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çok zikreden erkeklerle Allah-‘ı çok zikreden kadınlar var ya, işte onlar için Allah bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır.

  1. Bu pasa yine kadın erkek eşitliğine dayalı. Yani kadın ve erkek Müslümanların sıfatları denk.

  2. Burada bir nokta önemli. Kanıtin-kanıtat diye çevrilen itaatkar erkek-itaatkar kadın ikilisi çok önemli.

  3. Çünkü Allah Nisa Suresinde kanıtat kadınları sevdiğini söyleyecek.

  4. Bizim geleneğimiz de Nisa Suresindeki kanıtat’ı kocasına itaatkar kadınlar olarak anlayacak.

  5. Halbuki bu kanıtat Allah’ın hukukuna itaatkar kadın demek.

  6. Çünkü kanıtat’ın bir mukabili var: kanıtin. Yani Allah kanıtat kadınlara mukabil kanıtin erkekleri de seviyor. Yani itaatkar erkekleri. Karısına itaatkar değil. Allah’ın hukukuna itaatkar erkekleri.

PASAJ 25

NİSA

1 – Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan eşini yaratıp ikisinden bir çok erkekler ve kadınlar üreten Rabbinizden korkun; kendi adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’dan ve akrabalık (bağlarını kırmak)tan sakının. Şüphesiz Allah sizin üzerinizde gözeticidir.

2 – Yetimlere mallarını verin ve kötüsünü (onlara vererek) iyisiyle değiştirmeyin. Onların mallarını, kendi mallarınıza karıştırıp yemeyin. Zira bu, büyük bir günahtır.

3 – Eğer yetimlerde adaleti gözetememekten korkarsanız, o halde sizin için temiz ve manen hoş olan kadınlardan iki, üç ve dörde kadar evlenebilirsiniz. Eğer adaleti gözetmemekten korkarsanız, o zaman bir tane ile veya elinizin altındakiyle yetinin. Doğruluktan ayrılmamak için bu daha elverişlidir.

4 – Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer onlar gönül rızasıyla size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.

5 – Allah’ın, sizi başına diktiği mallarınızı aklı ermezlere vermeyin; o mallarla onları besleyin, giydirin ve onlara güzel söz söyleyin.

6 – Evlenme çağına gelinceye kadar yetimleri gözetip deneyin. Onların akılca olgunlaştıklarını görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. “Büyüyecekler de mallarına sahip olacaklar” endişesiyle onları israf ederek, tez elden yemeyin. Zengin olan, onların malını yemekten çekinsin. Fakir olan ise, meşrû sûrette yesin. Mallarını kendilerine verdiğiniz zaman, bunu şahitler karşısında yapın. Hesap görücü olarak Allah yeter.

  1. Bu pasajın en yanlış anlaşılan ayeti 3. Ayettir.

  2. Bu ayet yetimlere adalet göstermek ile çok eşlilik arasında bir nedensellik bağı kurar.

  3. Yani eğer sözkonusu olan yetimlere adalet gözetememekse, ancak bu koşulda çok eşliliğe izin var, der ayet.

  4. Fakat yetimler ve çok eşlilik arasındaki mantık bağını görünüşte kurmaz.

  5. Bu bağı ya hadiste arayabiliriz. Ya da pasajın bütününde.

  6. Hadise dayalı olarak bir bağ arayacaksak ayetin anlamını tahrif etmeye mahkumuzdur. Hadise dayalı böylesi bir meali verelim: “öksüz kızlarla evlendiğinizde onlara karşı adaletli davranamamaktan korkarsanız, hoşunuza giden diğer kadınlardan iki, üç, dört evlenin.”

  7. Bu meal ayetin tamamen tahrifidir. Çünkü ayet harfi harfine şöyle der: “eğer yetimlerde adaleti gözetememekten korkarsanız, işte o zaman iki, üç, dört evlenin.” Doğru mealde ne öksüz kız var, ne öksüz kızla evlenmek var. Söz konusu olan yetimlere adalet gösterme meselesi.

  8. Peki yetimlere adalet nereden çıktı ve çok eşlilikle ilişkisi ne?

  9. Eğer 2., 5. ve 6. Ayetlere bakarsanız, bu toplumda büyük bir yetim nüfus olduğunu ve Müslüman erkeklerin gerek onların eğitimiyle gerekse de mallarının korunmasıyla sorumlu tutulduğunu görürsünüz.

  10. Yani büyük bir yetim nüfus var. Tekeşlilik koşullarında bunlar yetim kalmaya mahkum. Yani anneleri tek eşlilik koşullarında bir daha evlenemiyor. Ve bu yetimlerin gelişiminden ve mallarının değerinden Müslüman erkekler sorumlu.

  11. Fakat bir mesele var: yetimlerle Müslüman erkekler arasında bir aile bağı olmadığı için, bu sorumluluk Müslüman erkekler için büyük bir külfet.

  12. İşte Allah çok eşlilik mekanizmasıyla yetimler ve Müslüman erkekler arasında bir aile bağı kuruyor.

  13. Müslüman erkek dul kadınla evleniyor. Ve yetimler onun çocuğu oluyor.

  14. İyi de bu kadar yetim nereden çıktı? Ve bu kadar fazla sayıda dul kadın –ki tek eşlilik sistemiyle bu kadınlar bir daha evlenemiyor?

  15. Onu da surenin devamında görüyoruz. Bu suredeki İslam toplumu bir savaş toplumu. Erkekler savaşıyor. Erkekler ölüyor. Ve demografik olarak kadınların sayısı erkeklere göre hayli fazla oluyor bu yüzden.

  16. Bu sebeple çok eşlilik normunun sadece bu koşullarda geçerli olduğunu söylüyoruz. Savaşlarda ölen erkekler, onların dul kalan kadınları ve yetim çocukları ve yetimlerin malları. Onlara bakmakla yükümlü Müslüman erkekler. İşte ancak bu koşullarda Allah çokeşliliğe izin veriyor.

  17. Yani başka hiçbir koşulda izin vermiyor demek bu. İslam monogamik bir dindir.

  18. Ve Kuran’ın izin verdiği koşullarda bir çokeşlilik bir kadın hakları savunucusu olsak da kabul edilebilir bir çok eşliliktir. Çünkü aksi takdirde dullar ve yetimler eşsiz ve babasız kalır.

  19. Kuran bir devrimdir, sünnetse bir reform. Kuran’ın bu ayetleri geldiğinde peygamber çokeşliliği birdenbire kaldırmadı. Onu dört evlilikle sınırlamakla yetindi. Evlilik koşulları arasına savaşta yetim kalan çocuklar şartını da koymadı.

  20. Fakat bu ayetin nihai uygulaması değildi. Sadece Kuran’ın ideallerine yaklaşmak için bir başlangıç noktasıydı.

  21. Fakat sonrasında Peygamber’in uygulaması Kuran’ın nihai anlamıymış gibi kabul edildi. Ve Kuran rehberliğinde daha öte bir reform yapılmadı. Ve çok eşlilik İslam’ın mutlak normuymuş zannedildi. Halbuki mutlak norm tekeşliliktir, çok eşliliğe çok kısıtlı bir koşulda izin verilmiştir. Ve bugün o koşullar yoktur.

  22. 5. Ayete gelince… Kendilerine mal verilmemesi gereken aklı ermezler erkeklerin evlendiği kadınlar değil. Onlar yetimler. Bunu 4. Ayette evlenilen kadınlara verilmesi gereken mehir ödeneğinin varlığından anlıyoruz. Bir de 6. Ayette yetimler olgunlaşınca onlara mallarının iade edilmesi gereğinden. Yani yetimler olgunlaşana kadar aklı ermez sayılıyor. Evlenilen kadınlar değil.

PASAJ 26

NİSA

7 – Ana, baba ve akrabaların miras olarak bıraktıklarında erkeklerin hissesi vardır. Kadınların da ana, baba ve akrabaların bıraktıklarında hisseleri vardır. Bunlar, az olsun çok olsun, farz kılınmış bir hissedir.

11 – Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biri ananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.

19 – Ey iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helal değildir. Verdiğiniz mehrin bir kısmını kurtaracaksınız diye, onları sıkıştırmanız da helal değildir. Ancak açık bir hayasızlık yapmış olurlarsa başka. Onlarla iyi geçinin. Eğer kendilerinden hoşlanmadınızsa, olabilir ki, siz bir şeyden hoşlanmasanız da Allah onda bir çok hayır takdir etmiş bulunur.

20 – Eğer bir eşi bırakıp da yerine diğer bir eş almak isterseniz, öncekine yüklerle mehir vermiş de bulunsanız, ondan bir şey geri almayın. O malı bir iftira ve açık bir günah isnadı yaparak geri alır mısınız?

32 – Bir de Allah’ın bazınıza, diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay vardır (miras üstünlüğü). Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır (mehir üstünlüğü). İsteklerinizi Allah’ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

  1. Kuran’da miras ve mehir kurumu içiçedir. Ayrılamaz.

  2. Mehir kocanın karısına vermekle yükümlü olduğu paradır. Bu para kadına aittir ve bu paradan dolayı kadın minnet altına girmez.

  3. Mirasta erkek kadının iki katını alır. Fakat erkek servetinin hatırı sayılır bir kısmını karısına verir. Ve bu yolla kadınla erkek servet bölüşümünde eşitlenirler.

  4. Peygamberimiz zamanında erkeklerin çok cüzi bir serveti vardı. Bu sebeple mehirler çok küçük miktarlarda olabiliyordu.

  5. Fakat geleneğimiz sanki bu küçük miktar mehrin aslıymışçasına onu sembolik bir rakamda tuttu.

  6. Bir de üstüne pek çoğu kadına mehir vermedi. Onu sanki boşandığında alınacak bir nafakaymışçasına ele aldı.

  7. Fakat bu kökten yanlıştır. Kuran’da mehir ve nafaka ayrı kurumlardır. Ve mehir tam da erkeğin mirastaki üstünlüğünü kadınla eşitlemek için verilir.

  8. Yani erkek mirasta üstün tutulmuştur. Kadın mehirde.

  9. Peki niye direkt bir eşitlik yok?

  10. Çünkü Kuran’ın anlam dünyasında erkek için çalışmak bir sorumluluktur. Kadın için ise ister kullanacağı ister kullanmayacağı bir hak.

  11. Yani erkek çalışmakla mükelleftir. Kadınsa isterse evinin işlerini görebilir. (Not: Kuran’da kadın eve mahpus yaşamaz. Sivil ve kamusal yaşama katılmak hem hakkı hem görevidir).

  12. Bu sebeple erkek mirastan fazla pay alır. Onu sermaye yatırımına harcar. Bir de evleneceği kadının evlilikte gösterdiği emeğin ücretini kadına öder. (Çünkü Kuran’da mehre ücret adı da verilir.)

  13. Bu yolla erkek ve kadın arasında servet ve gelir eşitliği (ya da miktarlar ihtiyaçlara göre belirlendiği için adaleti) yaratılmış olur.

  14. Yine tam da bu sebeple, yani çalışmak erkek için bir sorumluluk kadın içinse bir tercih kabul edildiği için Kuran’ın anlam dünyasında kadının ticaretten anlamayacağı varsayılır. Ve onun için ticarette şahitliği erkeğin yarısı kabul edilir.

  15. Bunun kadının aklının erkeğin yarısı olmasıyla ilgisi yoktur. Çünkü kadın eğer ticarete girmişse, yani ticaretten anlar hale gelmişse şahitliği erkekle aynı seviyeye çıkacaktır.

  16. Kuran’da kadın-erkek servet ve gelir eşitliği için getirilen kök çözüm budur. Elbette ki şartlar değiştiğinde, yani örneğin kadınlar da erkekler kadar iş yaşamına girdiğinde çözümler de kök mantık aynı kalmakla beraber şartlara göre değişecektir.

  17. Kök mantık ise şudur: Allah miras ve mehir mantığıyla servet ve gelir eşitliğine sahip bir kadınlar ve erkekler toplumu, onların farklılıklarını gözeterek, yaratmak ister.

PASAJ 27

NİSA

34 – Erkekler, kadın üzerine kavvamdırlar. Çünkü Allah kimini kiminden üstün yaratmıştır. Bir de erkekler mallarından (aile fertlerine) harcamaktadırlar. İyi kadınlar, itaatkar (kanıtat) olanlar ve Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri kocalarının bulunmadığı zamanlarda da koruyanlardır. Fenalık ve geçimsizliklerinden korktuğunuz kadınlara gelince: Önce kendilerine öğüt verin, yataklarından ayrılın. Bunlar da fayda vermezse dövün (darb). Eğer size itaat ederlerse kendilerini incitmeye başka bir bahane aramayın. Çünkü Allah çok yücedir, çok büyüktür.

(32 – Bir de Allah’ın bazınızı bazınızdan üstün tuttuğu şeyleri temenni etmeyin. Erkeklere hak ettiklerinden bir pay vardır (miras üstünlüğü). Kadınlara da kendi kazandıklarından bir pay vardır (mehir üstünlüğü). İsteklerinizi Allah’ın fazlından ve kereminden isteyin. Gerçekten Allah her şeyi hakkıyla bilendir.)

(94 – Ey İman edenler! Allah yolunda sefere çıktığınız zaman (darb), mümini kâfirden ayırmak için iyice araştırın. Size selam veren kimseye, dünya hayatının menfaatini gözeterek, “Sen mümin değilsin” demeyin. Allah katında çok ganimetler var. İslâm’a ilk önce girdiğiniz zaman siz de öyle idiniz. Sonra Allah size lutufta bulundu. Onun için iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.)

(101 – Yeryüzünde sefere çıktığınızda (darb) kâfirlerin size bir kötülük yapacağından korkarsanız namazı kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Kuşkusuz kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.)

(TEVBE

(84 – Ve o münafıklardan biri ölürse asla namazını kılma ve kabrinin üzerine kavvam olma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü tanımadılar. Ve fasık olarak can verdiler.)

  1. Burada sadece Nisa 34’ü çözümleyeceğiz. Diğer ayetlerin varlık sebebi kelimelerin anlamını ortaya çıkarmaya hizmet etmesinde.

  2. Erkek kadın üzerine kavvam’dır. Peki üzerine kavvam olmak ne demek? Hep idareci diye çevrildi bu. Oysa Tevbe 84’e bakacak olursak bir kişinin kabri üzerine kavvam olmak, o kabre hürmet ve saygı göstermek demek. Erkek kadın üzerine kavvam’dır, yani erkek kadına saygı ve hürmet göstermek zorundadır.

  3. Üzerine kavvam olmanın bir açılımını daha yapabiliyoruz. Hatırlarsanız Bakara Suresinde karı-koca bir yolculuktaki iki figüre benzetilmişti. Erkek yaya ve deveyi sürüyor. Kadınsa devenin üzerinde. Bu imgede erkek bir şövalye gibi hizmetkardı. Kadınsa bir efendi gibiydi. İşte erkeğin kadın üzerine kavvam olması böylesi bir anlama da gelebiliyor.

  4. Üzerine kavvam olmanın üçüncü bir açılımı var. Eğer Rad Suresini baştan sona dikkatle okursanız ‘kendisine emredilen bir işin takibini yapan kişi’nin, ona o işi emreden kişi üzerinde kavvam olduğunu da görürsünüz. Örneğin nefes almayı isterim/emrederim. Bunun üzerine Allah bütün bedenimi nefes alma doğrultusunda harekete geçirir. Bu durumda ona emredilen bir işin takibini yapan Allah’a, o işi emreden üzerinde kavvam olduğu söylenir.

  5. Yani üzerine kavvam olma hiçbir şekilde idareci anlamına gelmez. Aksine erkeğin karısı önünde bir şövalye gibi hizmetkar olduğu anlamına gelir.

  6. Peki “kimini kimine üstün kıldık” ne demek? Bu da hep erkeğin kadına üstünlüğü olarak çevrilmiş.

  7. Nisa 32’ye bakacak ve Nisa 34’ü bu ayetle beraber okuyacak olursak bu üstünlük görelidir. Yani kimi işlerde erkek üstün tutulmuştur. Kimi işlerdeyse kadın. Bu göreli üstünlüklerin sembolüyse erkek için mirasta kadına göre üstünlük, kadın içinse mehir almada kocasına göre üstünlük.

  8. Peki Nisa 34’ün devamında itaatkar (kanıtat) kadınlar kocalarına itaatle mi yükümlüdürler?

  9. Daha önce bir pasajda kanıtat kadın ve kanıtin erkek tabirlerinin, simetrik olduğunu ve karının ve kocanın birbirine değil, Allah’ın hukukuna itaatkar olmaları anlamına geldiğini söylemiştim. Yani bu ibareden de kadının kocasına itaat yükümlülüğü olduğu ortaya çıkmaz.

  10. Peki dövme’yi yani darb eylemini ne yapacağız? Kuran açıkça erkeğe bu hakkı vermiyor mu?

  11. Pek değil. Çünkü darb kelimesi Kuran boyunca sembolik anlamlarda kullanılan bir kelimedir. Ve bu surede de böyledir.

  12. Darb kelimesinin bu surede ne anlama geldiğine dair surenin devamına bakacak olursanız darb kelimesinin surede iki yerde daha kullanıldığını görürsünüz.

  13. Yukarıda verdim: Nisa 94 ve Nisa 101. Ayetler. Ve her ikisinde de kelime sefere çıkmak, yani bir yerden ayrılmak anlamını karşılamak için kullanılmış.

  14. Yani kelimenin sure içi meallendirmesini yapacak olursak Kuran boyunca zaten hep mecazi kullanılan darb kelimesi sure boyunca dövmek anlamına değil, ayrılmak anlamına gelmiş.

  15. Yani kısaca Allah erkeğe diyor ki nüşuz’dan, yani hakkına saygı gösterilmemesinden veya geçimsizlikten korkuyorsan son çare olarak ayrılacaksın.

  16. Yine sünnet’e geliyoruz. Bu ayetlerden sonra Peygamber dayağı birden bire ilk İslam toplumundan kaldırmadı. O sadece dayağa konu olan meseleleri sınırladı ve dayaktaki şiddet boyutunu alabildiğine hafifletti.

  17. Fakat bu durum Kuran’ın gayelerinin kemal ile tezahürü değildi. O gayeye doğru atılmış ileri bir adımdı.

  18. Fakat sonrasında geleneğimiz tarafından Peygamberimizin bu konuyu getirdiği durum sanki işin son noktasıymış gibi ele alındı. Ve daha öte bir geliştirme sağlanamadı.

  19. Oysa Kuran’ın anlam dünyası çağdaş feminizmin anlam dünyasıyla içiçedir. Kadın hakları konusunda ondan geri kalır yanı yoktur.

 

 

esat arslan

3 Comments
  1. hüseyin öztürk 1 sene ago

    yunus emre zamanının şartlarında yaradılmışı sev yaradandan ötürü demiş, bu söylem o günün koşullarında değerlendirldiğinde zalim bir ağaya hükümdara derebeyine herkimse artık egemen olan ona söylenmiştir tüm insanlığa söylenmiş değildir çünkü aşağıdan yukarı bir yakarış vardır içeriğinde
    zalim bir egemen ve bu egemenin kötülüklerine karşı, ya oda insandır niye dövüyor işkence ediyorsun onuda bir canı, bir yaradanı var bari onu sevmiyorsun yaradanın hatırına sev anlamı taşır
    günümüzde bu sözü daha çok egemenler kullanır ki egemen kullandığında şefaat, himmet, merhamet dağıtan olur ki 13. yüzyılda söylenmiş bu söz o günün söyleniş amacından işi günümüzde başka mecraya taşır. taşıyorda
    değerli hocam şuraya gelecem çok iyi niyetle çabalıyorsunuz sizin gibi bir elin parmaklarını geçmeyen kıymetli bilginlerimize minnetarım
    lakin bu çabalar biraz sonuçsuz olacak gibi geliyor daha sert ve radikal çizgide olmalıyız diye düşünüyorum şöyleki adeta 1400 yıllık geleneksel dini uygulayanlar bu dinden artık [şüphe bile duymuyorum] geçinenleri ikna etmeye rızalarını almaya çalışıyoruz gibi geliyor
    emeğinize sağlık 5 diziyide okudum hepsi mükkemel herşey okadar açıkki inen dinin yaşatılan olmadığı
    ve hatta şöylede bir durum olsa yazdıklarınızı okumadan da önce bilmeden de zaten kadın erkek konusunda yazdıklarınız gibi düşünüyordum tabiki yazınız çok değerli doğaçlama geldiğim noktanın tescili bakımından çok değerli
    kuranda şöyle ifadeler olsa 1400 yılın sosyolejik durumunda olabilirdide bugün bile tartışılıyor kadın insanmıdır diye. kadın tam insan değildir. tek başına 2 km öteye gitmemeli, 80 kadın çok 10 u geçmeyin diye ifadeler olsa bu ifadelere rağmen din bu şekildemi uygulanmalıdır
    yani demek istediğim din tabumudur yoksa kötülüklerin asgarisimidir yani kuranın genel durumuna bakıldığında çökmüş toplumun artık kölelerin bebeklerini diri diri gömme noktasındaki toplum, kocası ölen kadına 3 gün yas müddeti 3. gün sokağa çıkması ve paltosunu ilk atanın olduğu bir topluma hitap eden kitapta yazdığım ifadeler geçse, bu kuralmıdırki uyulması şartmıdır
    tabiki cevabınızı tahmin ediyorum şart değil diyeceksiniz, o halde neden halen o cenahı bu yazdıklarınızla adeta ikna etmeye çalışıyorsunuz belliki adamlar din üzerinden geçiniyorlar fetva üzerine fetvalarla ya direkt çıkar yada çıkarcıdan çıkar değilmidir bu çok açık
    ben din görünümlülere selamda vermiyorum, almıyorumda yamyama bakar gibi bakıyorum adeta ağızlarının kenarlarından kan sızıyor onları gördükçe
    siz mutlaka iyisini bilirsiniz de eğer bu yorumu okursanız daha sert üslup naçizane bekliyorum. saygılarımla

  2. Murat 7 ay ago

    İbn-i Kavvami
    ( 584/1188 – 658/1259 )
    Evliyâ, seni huzûruna getiren, ondan ayrı olduğunda seni koruyan, ahlakıyla senin ahlakını, edebiyle de senin edebini güzelleştirendir. murat,kavvam,kavvami,kavvam-i

  3. Murat 7 ay ago

    Nisâ Sûresi 34. Âyeti Kerîme “Erkekler kadınlar üzerine kavvamdır.” (yönetici ve koruyucudur) diye başlıyor.

    “Kavvami” kelimesi “Kayyum” kelimesinin çoğulu. Hem yönetici hem de koruyucu anlamına geliyor.

    “Erkekler kadınlar üzerine yönetici ve koruyucudurlar.”
    Üç” sayısından murat, cemaatın en azının üç olması sebebiyledir.kavvam kavvami kayyum kaime

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

© Copyright 1999 | Bilim İslam

or

Log in with your credentials

or    

Forgot your details?

or

Create Account