Muhammed’in Ayşe ile Evliliği 1

muhammedin ayşe ile evliliği

Muhammed’in Ayşe ile Evliliği 1

Müslümanların yaşadığı küçük bir problem var. Bu problemi ateist ve agnostikler de yaşıyor. Problem de şu: hangi hadis kitabına bakarsak bakalım, hangi siyer kitabına göz atarsak atalım, rivayet kimden gelirse gelsin, ve anlatılan olay ne olursa olsun Muhammed’in 55 yaşındayken 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenmiş olduğunu görürüz. İleride Müslümanlara önderlik yapacak olan Ayşe’yle… Modern düşünceyle şurasından burasından hemhal olmuş her hangi bir insan için travmatik bir durumdur bu. 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenmek olacak şey değil. Bu ya sistematik bir ırza tecavüz ya da bir cinsel istismardır. Bu bir sapıklıktır. Bunun aksi mümkün olamaz. Böylesi bir adam da peygamber olamaz. O olsa olsa şehvet düşkünü bir sahtekardır.

 

Bugün modern düşüncenin bir yerinden nüfuzuna uğramamış herhangi bir Müslüman yok. 19. Yüzyıldan önce böyle değildi. Müslümanlar kendilerine yaşam ve ışık sunan bir insana ve onun mesajına sorgusuz sualsiz bağlanmışlardı. Kadın hakları fikri onlarda gelişmemişti. Ve tam da peygamberleri 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenmiş olduğu için, onlar da onu taklit ederek 9 yaşındaki kız çocuğuyla evlenmeyi doğal ve normal görüyorlardı ve bilfiil evleniyorlardı.

 

Fakat bugün durum bu değil. Ve Müslümanlar modern değerleri bir yerinden benimsemiş olarak bu durumu kabullenmekte zorlanıyorlar. İşte bu sebeple bazı modern Müslümanlar bu travmayı atlatmanın bir yolunu buldular. Kenarda kıyıda kalmış bir hadisteki işarete dayanarak Ayşe’nin evlendiği zaman en az 17 yaşında olması gerektiğini ve zaten Arapların kız çocuklarının yaşını saymaya ancak 9 yaşından sonra başladıklarını bu mantıkla Ayşe’nin yaşının 9+9=18 olması gerektiğini söylediler. Pek çok Müslüman da bu iki kanıtın inandırıcılığına dayanarak bu travmayı atlatmış oldu.

 

Yalnız burada şöyle bir sıkıntı doğuyor, bu hadisteki işaret dışında tüm hadisleri yalan saymak dışında. Doğum ve evlilik tarihlerine bakıldığında Muhammed kızı Rukiyye’yi ancak ve ancak 9 yaşındayken Osman’la evlendirmiştir. Daha fazlası değil. Yine Muhammed, kızı Zeynep’i ancak ve ancak o 11 yaşındayken Ebü’l-As ile evlendirmiştir. Daha fazlası değil. Ve yine doğum ve ölüm tarihlerine bakıldığında Ömer, Ali’nin kızı Ümm Gülsüm’le ancak ve ancak o 10 yaşındayken evlenmiştir. Daha fazlası değil. Yani Ayşe’nin Muhammed’le 18 yaşında evlendiğini varsaysak bile kendi kızını 11 ve 9 yaşında evlendiren bir Muhammed’le, kendi kızını 10 yaşında evlendiren bir Ali’yle, 10 yaşında bir kızla evlenen Ömer’le, 9 yaşında bir kızla evlenen Osman’la ve kendi 9 yaşındaki kızını, Ayşe’yi, Muhammed’le evlendiren bir Ebu Bekir’le karşı karşıyayız. Yani İslam’ın kendine önder ve örnek olarak seçtiği beş isim, Muhammed, Ebubekir, Ömer, Osman ve Ali ya kendisi bir çocukla evlenen ya da kendi çocuğunu yaşlı bir erkeğe peşkeş çeken birer adam durumuna düşüyorlar. Yani İslam’ın kuruluşu bir sapıklık üzerine dayanıyor.

 

Bu koşullarda Muhammed’in Ayşe’yle o 18 yaşındayken evlenmiş olması ihtimali de suya düşüyor. Yani bu konudaki hadislerin güvenilirliği pek de yabana atılacak gibi değil. Böylesi bir durumda ateist de olsak Müslüman da, bir tercihle yüz yüze kalırız. Ya Muhammed’i ve onun en yakın arkadaşlarını sapık ilan edeceğiz. Ve İslam’ı tümden reddedeceğiz. Ya da bu travmayı atlatmanın, bastırmanın ve bilinçdışına atmanın bir yolunu bulacağız.

 

İlk yol kolay bir yoldur. Yaygın olan da budur. Turan Dursun gibi tertemiz ve hakperest insanların da İslam’a düşman olmayı seçmesinde böylesi akıl yürütmeler büyük rol oynamıştır. Fakat bunun tam anlamıyla hakkaniyetli bir tercih olması için bizim edindiğimiz modern aklın, modern ahlakın, modern adalet kavrayışının, modern feminist duruşun sağlam bir biçimde temellendirilmesi gerekir. Aksi takdirde kendi kültürümüzün değer yargılarına göre başka kültürleri yargılamış oluruz ki bu apaçık zulümdür.

 

Fakat bu temellendirme rahatlıkla yapılabilir. Bugün yeryüzüne ve insanlığa değer katan ne varsa modern dünyanın ürünüdür. Oysa eğer Müslümanlara bakacak olursak kendilerine bile faydası olmayan bir grup zavallıyla karşı karşıya olduğumuzu görürüz. Kimi çok eşliliği ve kadın dövmeyi fazilet sayar. Kimi kendi dinine mensup olmayan herkesi kafir ve düşman sayar. Kimi intihar bombacısıdır. Cihad ediyorum diye sivil öldürür. Kimi felsefeye, bilime ve sanata düşmandır. Kimi şeyhini tanrı sayar. Kimi, vs… Bir de kendi aralarındaki ilişkilere bakalım: sünniler şiileri kafir sayar. Şiiler sünnileri kafir sayar. Selefiler her ikisini de. Birbirine saygı duyan iki tarikat bulmak mümkün değildir. Yeryüzünün ve insanlığın meseleleri için çırpınan bir tek Müslüman bulabilmek mümkün değildir. Bir bütün olarak bakıldığında İslam ümmetinin insanlığa ve yeryüzüne zerre kadar katma değeri yoktur. Bunlar bir bok deryasında doğmuş ve onun dışında başka bir dünyanın mümkün olduğunu bilmeyen ve diğer domuzlarla didişme halinde kendi parçasına düşen tezekle keyif yapan bir domuz sürüsüne benzer. Ve tüm bu pisliğin arkasında kim ve ne ve hangi adam ve hangi kitap var derseniz Muhammed’den ve onun kitabı Kuran’dan başka bir şey bulamazsınız. Bunların hepsinin mesnedi bu adam ve bu kitaptır. Suç İslam ümmetinde değil, bu ümmeti bu hale düşüren adamdadır. Birinde suç bulunacaksa, biri kabahatli bulunacaksa, birinde yanlış aranacaksa, bu, modern akıl ve modern değerler değil, hatta İslam ümmeti de değil, ancak ve ancak tüm bunları yaparken bir yandan da 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenmiş bu sapık adamdır.

 

Böyle diyebiliriz. Ve bu hakkaniyetli olur. Ama ancak kısmen. Müslümanlar altın çağlar yaşadı. Ve o altın çağlardaki değerleri de tamamen Muhammed’e ve onun mesajına dayanıyordu. Ve bu altın çağlarda Avrupalılar uygarlığı Müslümanlardan öğreniyordu. Yani o zaman Müslümanlar bir tezek tarlasındaki domuzlar gibi görünmüyordu. Aksine, bugün biz Müslümanlar, ya da ateist, agnostik Batıcılar Avrupa’ya nasıl hayran hayran bakıyorsak o altın çağlarda da tüm dünya İslam dünyasına o gözlerle bakıyordu. Müslümanların bugün zor durumda olduğu ve insanlık ve yeryüzü namına bir şey vaat etmedikleri doğrudur. Fakat burada iki ana etmen rol oynar. (1) İslam’a bir zamanlar altın çağ yaşatmış bir gelenek bugün alabildiğine arkaik bir hale gelmiştir. Ve bir geleneği dönüştürmek oldukça ama oldukça güç bir iştir. (2) Dış dünya, Batı 19. Yüzyıldan beridir İslam ümmeti üzerine öylesine çöreklenmiştir ki İslam ümmeti kendi sorunlarından başını kaldırıp insanlığın ve yeryüzünün sorunlarına çözüm vaat edecek bir imkan bulamamıştır.

 

Bu iki koşul beraber ele alındığında İslam ümmetinin çabası henüz sonucuna ulaşmamışsa da insanüstüdür ve takdire değerdir. Fakat mevzumuz İslam ümmetini problemlerini tartışmak değil. 55 yaşındaki bir adamın 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla yaptığı evliliği tartışıyoruz. Ve bir Müslümanın bu travmayla nasıl baş ettiğiyle. 18 yaşında değil, 9 yaşında. Modern kafaya sahip bir Müslüman mecburen bunu bir sapıklık olarak görecektir. Fakat canı gibi bağlandığı Muhammed’den vaz da geçemeyecektir. O halde bu travmayla nasıl baş etmeli?

 

Peki ama aslında bir Müslüman bu sapıklığa rağmen neden Muhammed’den vaz geçemez? Ona yapılan bu duygusal yatırım neden bu kadar güçlüdür. Ve vaz geçilemezdir?

 

Biraz Muhammed’in biyografisine girmek gerekiyor. Ama ben size önce 2116 yılında yazılmış bir tarih kitabından bir sayfa aktarayım. Sayfa şöyle: “2016 yılıydı. İslam dünyası perişan bir haldeydi. Bölük pörçük devletler ve mezhepler halinde herkes birbirine düşmandı. Bu da yetmezmiş gibi Batılı (Avrupa ve ABD) ve Doğulu (Rusya, Çin, Hindistan) süper güçler İslam dünyasını kendilerine oyuncak edinmişti. Kültür olarak da İslam dünyası berbat bir haldeydi. En büyük düşünürleri bile süper güçlerin kültürlerinin ezikliği altındaydı. En büyük düşünürler bile taşeronluktan öte bir meziyete sahip değildi. Bilim ve teknoloji de tamamen ithaldi. Bu ümmet içerisinde bağımsız düşünce yeteneğine sahip tek bir adam bulabilmek mümkün değildi. İşte Ahmed 40 yaşındayken tam da bu sırada kavgasına başladı. Ahmed bir tüccardı ve hayatı tefekkürle geçmişti. Kitabi bir kültürü yoktu fakat derinlikli sohbetler yapmayı seven ve tüm dünyayı gezerek görerek öğrenmiş bir adamdı. Yeryüzünün ve insanlığın temel problemleri onun huzurunu kaçırmıştı. Mutlu bir evliliği vardı. Ve o güne kadar çevresinde son derece erdemli bir insan olarak tanınıyordu. Yalan söylediği de görülmemişti. İşte Ahmed tefekkürlerinden birinin sonunda 40 yaşında “Allah benimle konuşuyor. Ve bana Kuran mesajının böyle böyle olduğunu söylüyor. Size Allah’ın her alanda emirleri var. Hepsini teker teker sayıyorum. Muhammed’in müjdelediği Mehdi benim. Ve mesajımı kabul ederseniz ABD, Avrupa, Hint, Çin Rusya demeden yeryüzünü fethedeceksiniz ve tüm dünya halkları bu mesaja koşacaklar” diyerek insanlarla konuşmaya başladı. Toplum üzerinde hiçbir otoritesi yoktu. Dayandığı hiçbir maddi veya manevi güç yoktu. Tek başınaydı. Allah’ın dini adına söylediği şeyler o güne kadar duyulmamış şeylerdi. Ve bir anda kendini bütün İslam dünyasıyla kavga eder halde buldu. Ve Ahmed tüm zorluklara dayanarak onlarla mücadele etti. Ahmed’in tek başına başlattığı bu kavga 23 yıl sürdü. 23 yılın sonunda paramparça ve berbat haldeki İslam dünyasına barış getirdi. Eski düşmanlarının tamamı onun dostu ve yoldaşı oldular. Ve hemen sonra Ahmed Doğulu ve Batılı süper güçlerle savaşı başlattı. O öldükten 7 sene sonra da takipçileri Hindistan, Çin ve Rusya’yı fethetti, Avrupa ve ABD’nin yarısını fethetti. Ve aradan on onbeş yıl geçmeden bu süper güçlerin halkları hiçbir baskı altında kalmadan eski dinlerini bırakıp Ahmed’in dinine girdiler. Ve yüz yıl içerisinde Ahmed’in ümmeti tamamen Ahmed’in her alanda koymuş olduğu ilkelere dayanarak o güne kadar görülmüş en gelişkin medeniyeti yarattılar. Bilimi, sanatı, felsefesi, hukuku, çevre bilinci vs ile… İşte 2116 yılında yaratmış olduğumuz eşi benzeri görülmemiş bu muhteşem medeniyet bize her yönüyle Ahmed’in, Ahmed’in Allah’la konuşmasının ve Ahmed’in kişiliğinin eseridir”

 

Bu hikaye gerçek olsaydı Ahmed hakkında ne düşünürdük? Allah’la gerçekten konuşuyor mu konuşmuyor mu bu mühim değil. Ama hikaye gerçekten böyle olsaydı hiç kuşkusuz Ahmed’in oldukça ama oldukça yüksek bir şahsiyet olduğunu ve yeryüzünün gördüğü göreceği en nadir yaratılışlardan biri olduğunu düşünürdük. Ve ona hayranlık duyar onun büyüsüne kapılırdık. 2016 yılında böylesi bir Ahmed yok. Fakat 610 yılında 40 yaşındayken mücadelesine başlamış Muhammed’in başardığı bundan ibaretti. Hikayeyi zerre kadar abartmadım. Bugün İslam dünyası ne durumdaysa o gün Arap halkı o durumdaydı. Bugün İslam karşısında Batı ve Doğu’nun gücü ne durumdaysa o gün Arap’lar karşısında Roma ve İran’ın gücü aynı durumdaydı. Ahmed bugün neyi başardıysa Muhammed o gün onu başardı. İran ve Roma halkları seve seve İslam’a girdi. Ve 100 yıl içinde İslam her yönüyle yeryüzünün en gelişkin medeniyetini kurdu. Bilim dahil her alanda ilkeler Muhammed’den alındı. Çünkü İslam dünyasına bilimi sokan ana figür Cafer-i Sadık, Muhammed’in torunu olarak Muhammed’in koyduğu ilkelerden hareketle kurduğu Muhammedi üniversitede bilimi İslam dünyasında yeşerten ilk insanlardan biri oldu.

 

Bir Müslümanın 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenmiş olmasına rağmen Muhammed’den vazgeçememesinin ana sebebi işte bu işi başarmış karakterin sahip olduğu büyüleyicilik ve yüceliktir. İsa’nın hayatını ister İncil’den, ister Günaha Son Çağrı’dan okuyalım, İsa bizi büyüler, ele geçirir ve yaşamımız onun hayatı ekseninde şekillenir. Sokrates’in yaşamını okumuş herhangi bir düşünür Sokratesçe yaşamayı hayatının en yüksek ideali görür. Bu sebeple Muhammed’in yaşamını ve mesajını anlayarak okumuş bir Müslüman bir yobaz olarak değil, bağımsız karaktere sahip bir insan olarak o karakterden ve o mesajdan büyülenir.

 

Size üç isim vermek istiyorum. Aslında liste çok uzun ama bu üç isim yeterli. Bu üç isim de yeryüzüne ve insanlığa büyük değer katmış insanlar: Hallac-ı Mansur, Selahaddin Eyyubi ve İbn Rüşd. Bunların her üçü de çağlarını çok iyi tanıyan insanlardı. Fakat bunların her üçünün de yaşamlarında ve düşüncelerinde nihai ilham kaynağı Muhammed’in yaşamı ve onun mesajıydı. Selahaddin’i Selahaddin yapan bütün yüksek niteliklere bakın. Sonra Kuran’ı ve Muhammed’in savaş ve diplomasi ahlakını etüt edin. Haçlıları kendine hayran bırakan Selahaddin’in eksiksiz ve fazlasız Muhammed’in mucizesi olduğunu göreceksiniz. Hallac’ın Massignon’u büyüleyen mesajına ve yaşamına bakın. Sonra Kuran’ı ve Muhammed’i bu gözlerle yeniden etüt edin. 7 yaşından itibaren sıkı bir Kuran okuru olan Hallac’ın Muhammed’in mucizesi olduğunu göreceksiniz. Sıkı bir İslam hukukçusu da olan İbn Rüşd’e “senin yeryüzü düşüncesine katkın nedir” diye sorun. O size “Aristo felsefesinin de ötesinde duran şu hikmete sahibim. O hikmeti sadece Kuran’dan öğrendim. Başka bir yerden değil. Ve Kant’tan Gadamer’e ve Deleuze’e pek çok Batılı benim Kuran’dan alıp insanlığa sunduğum bu hikmetin meyvesidir” diyecektir.

 

Örnekler uzatılabilir. Fakat şunu anlatmaya çalışıyorum. Müslüman’ın Muhammed’e yaptığı duygusal yatırım çok yoğundur. Ve bu çok haklı temellere dayanır. Ve bu sebeple pek çok Müslüman 55 yaşındaki Muhammed’in 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla ilişkisini sapıklık olarak görmemeye çalışır. Bu duygu onu etkisi altına alsa bile o bu duyguyu bastırır ve bilinçdışına iter. Peki bu ahlak nasıl bir ahlaktı? Ve nasıl olup da insanları büyüleyebiliyordu. Bunun için klasikleşmiş herhangi bir hadis kitabına müracaat etmek yeter. Bir hadis kitabını elinize alın. Ve ona şunu deyin: “ben inançsızım. İman, namaz, oruç, vs beni ilgilendirmiyor. Hukuk kuralları da beni ilgilendirmiyor. Ben senden sadece Muhammed’in nasıl bir ahlaka sahip olduğunu öğrenmek istiyorum. Bana bunu söyle.” Karşınıza çıkacak manzara şudur. Kuran’la, Muhammed’in yaşamıyla ve diğer hadislerle çelişkili bazı mide bulandırıcı sözlerle karşılaşacaksınız. Ama bunu dert etmeye gerek yok. Çünkü bunlar klasikleşmiş bir hadis kitabının en fazla %10’unu tutar. Ve sorgulayıcı bir akılla bunları elemek kolaydır. Bir de kendi çağının kısıtları içinde değerlendirilmesi gereken hadisler vardır. Çünkü Muhammed medenilerle konuşmuyordu. Domuzları eğitiyordu. Ve bazen onların durumuna göre konuşuyordu. Bunu dikkate almak lazım. Ama onun dışında geri kalan %90’lık hadiste bulacağınız ahlak son derece gelişkin ve hayatı her yönüyle kuşatan ve sadece söze değil, eyleme dayanan yani bilfiil Muhammed’in yaşadığı bir ahlak olacaktır. Bir öğretmen olarak, bir baba olarak, bir dost olarak, bir siyasetçi olarak, bir eş olarak, vs oldukça gelişkin bir ahlak. Ve yeryüzünün ahlak önderleriyle kıyaslandığında bu önderlerin de üzerine çıkan bütünlüklü, çok boyutlu, güzel ve yüce bir ahlak.

 

Ebu Hanife ve İbn Teymiye birer İslam hukukçusuydu. İslam hukukunun bu çağ için arkaik olduğunu düşünebilirsiniz. Çağdaş Batılılar da Thomas Aquinas’ın fetvalarının arkaik olduğunu düşünürler. Fakat eğer bu hukukun dışında hadisten beslenerek kişiliklerini oluşturmuş bu iki insanın yaşamını bir sinema filmi olarak gözler önüne getirirseniz bu iki isme aynı Thomas Aquinas gibi hayranlık duymaktan başka bir şey yapamazsınız. Ve onların ahlakı başka hiç bir şeyin değil Muhammed’in Kuran’dan ve hadisten akan ahlakıdır.

 

Bir notu daha eklersem bir Müslümanın neden 55 yaşındaki Muhammed’in 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla sapıkça bir ilişki kurmuş olmasını bastırma ve bilinçdışına itme ihtiyacı duyduğunu tam olarak anlatmış olurum. Kuran bütünlüklü bir kitaptır. Tanrı’yla ilişki, siyaset, ekonomi, kültür, kadın hakları, seküler hazlar, dinler arası barışın koşulları, uluslararası ilişkiler, ceza hukuku, savaş hukuku, vs. Geleneğimiz kendi çağının idraki kısıtlarında Kuran’ı yaşama taşıdı. Ve ondan bir hukuk, bir ekonomi, bir siyaset, bir tasavvuf, vs türetti. Ve gelenek kendi çağı için o kadar gelişkindi ki, Haçlılar ve Moğollar İslam topraklarını işgal ettiler. Fakat büyülenmiş olarak İslam’ın değerlerini kendilerine mal etmek zorunda kaldılar.

 

Fakat Kuran’a geleneğin gözlükleriyle bakacaksak Kuran miadını doldurmuş bir kitaptır. Ama eğer Kuran’a “çağımızın problemlerine” ne söylüyor bu kitap diye bakacaksak Kuran’ın çağımızda hala aşılamamış ve hala taptaze olduğunu görürüz. Ben burada “Kuran’da kadın tartışması” serisinde Kuran feminizminin çağımızdaki herhangi bir feminist ekolden çok daha çok boyutlu ve en az onlar kadar güncel olduğunu göstermeye çalıştım. Marx’ın Simiti adlı kitabımda tamamen Kuran’dan türetilecek bir iktisat siyasetinin liberalizm ve sosyalizmin tam ortasında ve ne kapitalizm gibi sömürgen ne komünizm gibi totaliter olmayan ve çağdaş dünyanın şimdiye kadar yarattığı en adil barış olan “Refah devleti” projesinden en az üç adım ileride bir iktisadi barış projesi olduğunu göstermeye çalıştım. Ve bu siyaset bir ütopya değildir. Sürdürülebilirdir. Yani Kuran’ın iktisat siyaseti alabildiğine günceldir. Onun dışında Kuran’ın toplum yaşamının başka pek çok alanında ne kadar güncel olduğunu “Şeriat Mekke’de Tamamlandı” adlı kitabımda göstermeye çalıştım.

 

Şunu söylemeye çalışıyorum. Kuran eğer pürdikkat okunursa insanı büyüleyen bir kitaptır. Ve pek çok Müslüman düşünür de Kuran’ın bu büyüsünden bir parçayı kapar, onu düşüncesine merkez yapar ve etrafındaki büyüyü böylece oluşturur. Ve haliyle Kuran’a ve onu getiren Muhammed’e derin bir bağlılık duyar. Çünkü Aristo gibi dâhilerin bile fikirleri eskiyebiliyorken 7. Asırda yaşamış bir tüccar ona 20. Ve 21. Asırda mürşitlik yapmaktadır.

 

İşte tüm bu sebeplerle, pek çok Müslüman Muhammed’in 9 yaşındaki Ayşe’yle evliliğini bir sapıklık, bir tecavüz, bir cinsel istismar olarak görmez. Görmek istemez. Ve modern aklı, modern ahlakı, feminist değerleri ona aksini buyursa da bu duyguyu bastırır ve bilinçdışına iter.

 

Bu konuda Müslüman yalnız da değildir. Muhammed’in yaşamını kaleme dökmek isteyen pek çok Batılı yazar da tam da dediğim sebepleri bir yere kadar kavramış olması yüzünden ve Müslümanlara yalakalık yapma ihtiyacını hiç hissetmediği halde Muhammed’in büyüsüne kapılır. Ve 9 yaşındaki Ayşe’yle 55 yaşındaki Muhammed’in evliliğinin Muhammed’e olan hayranlığını etkilemesine izin vermez. 20. Yüzyılda yazan Maxime Rodinson ve Montgomery Watt gibi erkek yazarları geçiyorum. Birer agnostik olan ve kadın duyarlığı ile Muhammed’e yaklaşmış olan Lesley Hazleton ve Karen Armstrong’un 21. Yüzyılda yazdığı Muhammed kitaplarına bakın bunu göreceksiniz.

 

O zaman burada 9 yaşındaki Ayşe’yle evliliğin mahiyetinin ne olduğunu yeniden düşünmek gerekir. Çünkü bu sapık evlilik ve Muhammed’in bahsettiğim büyüleyici kişiliği birbiriyle çelişiktir. Unutmadan, 9 yaş evliliği sadece Muhammed’i değil, Ebu Bekir’i, Ömer’i, Osman’ı ve Ali’yi de ilgilendirir. Ortada bir insanlık suçu varsa İslam’ın ilk önderlerinin tamamı suçludur.

0 Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

© Copyright 1999 | Bilim İslam

or

Log in with your credentials

or    

Forgot your details?

or

Create Account