Muhammed’in Ayşe ile Evliliği 2

muhammedin ayşe ile evliliği 2

MUHAMMED’İN AYŞE’YLE EVLİLİĞİ II

Esat ARSLAN

Biraz 7. Asrın gözleriyle bakalım. Muhammed’in davasında başarısız olması için müşriklerin başarması gereken tek şey vardı: Muhammed’in karizmasını kesin bir biçimde çizmek. Ki otoritesini herhangi bir gelenekten almayan ve tüm geleneklere savaş açmış bu adamın karizmasının çizilmesi (Max Weber’i hatırlayacak olursak) her şeyini yitirmesi anlamına gelir. Bugün bir şeyh, büyük bir suç da işlese karizması çizilmiyor. Çünkü otoritesini bin yıllık geleneksel tarikat kurumundan alıyor. Ve cahil müritler o şeyhin şahsında o geleneksel otoriteye tapıyor. Şeyhe isyan bin yıllık bir otoriteye isyan anlamına geldiğinden zaten gelenek tarafından tanrılaştırılmış olan şeyhin her hatasını hayra yoruyor. Oysa Muhammed tüm geleneklere baş kaldırarak kendi karizmasını sıfırdan kendi yaratan bir adam. Ve takipçileri özgür ve şüpheci bir kafayla sürekli Muhammed’i gözetleyerek “sahtekar mı dürüst mü” diyerek Muhammed’e bağlanıyorlar. Böylesi bir durumda kişisel karizmasını korumak Muhammed için en hayati iş. Muhammed’in yaşamına baktığımızda karizmasının çizilmek istendiği bazı durumları buluyoruz. Ayşe’ye atılan zina iftirası hadisesi. Ya da evlatlığının eşi olan Zeynep’le evliliği. Fakat Ayşe’yle evliliği konusunda müşrik liderlerden zerre kadar itham yok. Ortada kendi çağı için utanç verici bir durum olsa bu evlilik Muhammed’i bitirir. Fakat bu konuda kayıtlı tek bir rivayet yok.

Demek ki 7. Asır müşrikleri Muhammed’e düşman da olsalar bu evliliği utanç verici olarak görmüyorlar. Şu denebilir: iyi de zaten müşrikler kadın düşmanıydı. Fakat buradaki bir ayrım gözden kaçar burada. Araplar iki tabakaydı: aristokratlar ve avam tabaka. Kadın düşmanı olan kesim avam tabakaydı. Aristokratlar arasında kadının saygın bir konumu vardı. Muhammed’in eşi Hatice, Ebu Süfyan’ın eşi Hind, Ebu Leheb’in eşi Ümm Cemil oldukça saygı duyulan kadınlardı. Ve toplumun yönetiminde söz sahibiydiler. Aristokratlar kendi aralarında bunu kurmuşlardı. Fakat avamın kadınlarını ikinci sınıf kılmaları üzerinden bir otorite tesis etmişlerdi. Ve bunun bozulmasına izin vermiyorlardı. Bugün de böyledir. ABD’de aristokrat kesimler arasında kadın saygı duyulan bir varlıktır. Fakat yeryüzünün avam kesiminde kadın bizzat ABD egemenleri tarafından sömürülür. ABD egemenleri de avamın bu sömürüsü üzerinden iktidar uygular. Ve bu sömürünün bozulmasına izin vermez. (Örn: Doğu Asya’dan her yıl kaçırılan altı milyon kız çocuğu kadın hakları şampiyonu ABD’nin legal porno siteleri tarafından fahişe olarak kullanılır. Ve hiçbir ABD’li egemen bu ağır problemi kendine dert etmez. Çünkü kendileri de bu sektörden nemalanmaktadır.)

Şunu demeye çalışıyorum. Ebu Süfyan gibi müşrik liderler 9 yaşındaki Ayşe’yle evliliği utanç verici olarak görseydi bunu kesin olarak kullanırdı. Ebu Süfyan bunu yapmadığı gibi, bunun tam da aksine kendi kızı Ümm Habibe, Muhammed’le evlenince, o sırada Muhammed’le düşman olmalarına rağmen bundan gurur duymuştur.

O halde mesele şuna geliyor: bu konuyu kültürel görelilik temelinde mi ele almamız gerekir? Yani bizim kültürümüzün değerleriyle başka kültürleri yargılamama. Yani bizim kültürümüzde 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla ilişki sapıklık olabilir. Fakat bambaşka bir kültürde bu sapıklık olmak zorunda değildir. Zaten Levi Strauss’dan beri biliyoruz ki bizim en ilkel ve vahşi dediğimiz kültür, doğru bir bakış açısıyla yaklaşıldığında bizden çok daha ileri olarak kavranabilir.

Bunu dediğimiz zaman modern aklımızın modern ahlakımızın, modern adaletimizin ve feminist değerlerimizin mutlaklığını sorgu altına almış oluruz. Ve bir çırpıda bunu demek şu saçmalığa da götürür: “iyi o zaman ölüsevicilik de kültürel göreliliğe tabi diyelim. İyi o zaman masum bir insanı öldürmek de başka kültürlerde doğru olabilir diyelim, iyi o zaman cinsel istismar da kültüre göre değişir diyelim” vs…

Haliyle bunu diyemeyiz. Ama kültürel göreliliği bu çağda en iyi tartışan düşünürlerden John Gray kültürel görelilik idealine zarar vermeden evrensel değerleri nasıl ele alabileceğimizi gösteriyor. Kabaca dediği şu: evet kültürel görelilik bir gerçektir. Ve bir değerdir. Kendi kültürümüzün değerleriyle başka bir kültürü yargılamak zulümdür. Ama evrensel kötülük diye bir şey vardır. Bugün Afrikalılalara yapıldığı gibi bir insanın acından ölümüne seyirci kalmak evrensel kötülüktür. Masum bir insanı öldürmek de böyledir. Irza tecavüz de böyledir. Hangi kültürde olursa olsun bunun bir zulüm olduğunu söyleyebilmeliyiz.

Buradan bakalım. 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla evlenmek evrensel bir kötülük müdür? Eğer iş bir tecavüz veya cinsel istismarsa bu kesin olarak böyledir. Bunu yapan Muhammed de olsa. İyi de cinsel istismar veya tecavüz dışında 9 yaşındaki bir kız çocuğuyla nasıl cinsel ilişkiye girilebilir ki? Bu insan doğasına aykırı.

9 yaşındaki Ayşe’nin evliliği bir evrensel kötülük olacaksa, bu, bu evliliğin insan doğasına aykırı olmasından kaynaklanır. Eğer insan doğasına uygunsa, bu bizim modern kavrayışımıza ters düşse bile, hislerimiz bunu kabul etmese bile, bizim kültürümüz için bu bir sapıklık olarak lanetlenecek olsa bile, bunun 7. Asırda bir zulüm veya sapıklık olduğunu söyleyemeyiz.

Peki insan doğasına aykırı mı bu evlilik? Eğer 18. Yüzyıl Aydınlanma Avrupa’sında yaşasaydık ve ezeli ve ebedi bir insan doğası fikrine bağlansaydık, bunu kesin bir dille söyleyebilirdik. Evet aykırıdır. Fakat sonra 19. Yüzyıl geldi ve tüm değerlerin tarih içerisinde şekillendiğini, ezeli ve ebedi bir insan doğası olmadığını söyledi. Sonra 20. Yüzyıl geldi. Ve insan doğası kavramının siyasi iktidarlar tarafından ve insanları denetlemek için inşa edilmiş kötü niyetli bir kurgu olduğunu söyledi. Foucault, Derrida, Castoriadis, Baudrillard, Laclau, düşüncemize bugün ışık tutan her kim varsa az çok aynı şeyi söylüyor.

Ben insan doğası var mı yok mu konusuyla ilgilenmiyorum bu yazıda. Sadece insan doğasının olduğunu varsayıyorum. 9 yaşındaki bir kız çocuğunun evlenmesinin bu doğaya aykırı olup olmadığını soruyorum. Bu evliliği kültürel görelilik mi yoksa evrensel kötülük mü bağlamında ele almamız gerekir bunu sorguluyorum.

Burada Foucault’nun Cinselliğin Tarihi kitabına göz atmakta fayda var. Kitabı okumayan insanlar bir eşcinsel olan Foucault’nun bu kitapta eşcinselliği övdüğünü sanarlar. Oysa o çok daha radikal bir şey yapar. Antik Yunanlıların cümle alem yaptığı, bu işe Sokrates ve Platon’un da ortak olduğu bir şey: yani 40 yaşına gelmiş olgun bir erkekle henüz 10 yaşında olan, tek bir sakal teli bile çıkmamış bir çocuk arasındaki aşk, erotizm, seks ve ömür boyu süren dostluk ilişkisi. Dostluk ve çocuğun eğitimi ömür boyu sürer. Fakat seks ilişkisi çocukta tek bir sakal teli çıktığında sona erer. Foucault şunu da söylüyor. Bu basit bir seks ilişkisi değildi. Çocuğun ömür boyu eğitimine adanmış dostluk dolu bir erotik ilişkiydi. Yani işin ciddi manevi tarafı vardı.

Buradan bakmaya çalışalım. Konum biseksüellik değil. Onun için bunu tartışmayacağım. Konum 9, 10 yaşındaki bir çocukla cinsel ilişkiye girmenin insan doğasına aykırı mı sayılacağı? Evrensel bir kötülük mü sayılacağı? Hangi toplumda olursa olsun lanetlenmeye layık bir eylem mi sayılacağı? Yoksa başka bir şey mi sayılacağı?

Pek çok modern Batılı düşünür okudum. Bunların arasında Hannah Arendt gibi kadınlar da var. Ve neredeyse hepsi Antik Yunan’ı kendi medeniyetlerinin döl yatağı olarak kutsarlar. Onlardan akan hikmeti, edebiyat, siyaset, bilim vs kutsarlar. Ve bir sefer olsun Antik Yunanlılar, hele Sokrates ve bu konuyu kitaplarında açık açık teşvik ederek işleyen Platon sübyancı birer sapıktı demezler.

Bizim Muhammed düşmanı ateist, agnostik Batıcılarımız da böyledir. İlhan Arsel ya da Turan Dursun dahil, bizdeki bu insanlardan da Antik Yunan’ı lanetleyen pek bir söz işitemezsiniz.

O zaman durup düşünmek gerekiyor. Antik Yunan’a, Platon’a Sokrates’e tavır buysa Muhammed’e tavır çifte standart olmuyor mu, diye… Ama bunu dememek lazım. Çünkü gelenekten tevarüs ettiği kadarıyla Muhammed kadın karşıtı bir dinin önderi. Ve Ayşe’yle evliliği de bu kadın karşıtlığının bir parçası olarak okunuyor bu çevrelerde. Müslümanların önce bu kadın karşıtı algıyı düzeltmesi lazım.

Ama Antik Yunan’ı böyle kutsayabiliyorsak ve dahi benim “Kuran’da Kadın Tartışması”nda gösterdiğim üzere Muhammed kadın karşıtı olmak şöyle dursun tam bir kadın hakları aktivistiyse o zaman Muhammed’in 9 yaşındaki Ayşe’yle evliliğini de aynı Sokrates ve Platon’un çocuk sevdası gibi okuyabilmek lazım. Hakkaniyet bunu gerektiriyor.

Ama bundan önce bu işin insan doğasına aykırı olup olmadığını ciddi bir biçimde sorgulamak lazım.

Ve sanıyorum modern akıldan kopmadan bu sorgulamayı yapabiliyoruz. Psikanalizin temel meselelerinden biridir çocuk cinselliğinin bastırılması meselesi. Biz modern medeniyet olarak bunu sistematik olarak yapıyoruz. Ama psikanalizcilere göre bunu yapmakla medeniyete ve çocuğa ciddi zararlar veriyoruz. 68 Devriminin mimarlarından Wilhelm Reich Cinsel Devrim kitabında bunu uzun uzun tartışıyor. Çocukların bir cinsel yaşamı var. Biz onu bastırınca çocuk bu duygularını bilinçdışına itiyor. Ve bastırılmış bu duygular çocukta sağlıksız bir bilinçdışı ve karakter gelişimine yol açıyor. Oysa cinselliği bastırılmamış çocuklar çok daha sağlıklı ve güçlü karakterler geliştiriyor, diyor Reich. Ve Reich için çocuk cinselliğini özgürleştirmek cinsel devrimin bir parçası.

Şimdi Reich kafasını sekse takmış bir sapık diyebiliriz. Ama aynı tema radikal feminizmin kurucusu Shulamith Firestone’un yazdığı Cinselliğin Diyalektiği adlı kitapta da var. Firestone daha radikal. Ve çocuk kategorisini tümden reddediyor. Yani biz onların cinselliklerini bastırmakla kalmıyoruz. Onların özgür, muhakeme sahibi, kararlarını kendi başlarına verebilen, bizim vesayetimize ihtiyaç duymayan özerk birer kişilik olduklarını reddedip onlara köle muamelesi ediyoruz, diyor Firestone. Oysa ona göre çocuklara her yönüyle yetişkin muamelesi yapan toplumlar vardı. Ve bu toplumlardan oldukça güçlü bireyler çıkıyordu. Firestone için de bu çaba kendi feminist devriminin özsel bir parçası.

Çocuğun cinselliği var. Çocuk muhakeme sahibi, kendi ayakları üzerinde duran özgür bir insan. Hatta o çocuk bile değil o bir yetişkin. Ve cinselliğinin bastırılmaması gerekiyor. Bunlar geleceğin normları olarak sunuluyor bu kitaplarda. Ve bizim modern çağımız bu açıdan oldukça kusurlu olarak resmediliyor. Buradan bakınca, eğer bu söylenenlerin bir kıymeti olduğunu varsayacaksak, artık Ayşe için 9 yaşında masum bir kız çocuğu diyemeyiz. Ayşe 9 yaşında cinsel arzuları olan özgür bir kadındı, demek zorundayız.

Burada birşeyi aktarmak gerekiyor. Yani 9 yaşındaki Ayşe’yle evlenen Muhammed ve 10 yaşındaki Ümm Gülsüm’le evlenen Ömer bu ilkeleri gözetiyor muydu? 21. Asrın bile ilerisinde olduğu söylenen bu ilkelerden haberleri bile var mıydı, diye sormak gerekiyor. Ömer Ümm Gülsüm’le evlenmek istediği zaman Ali’yle konuşur. Ve ikna eder. “Bana Ümm Gülsüm’ü gönder. Evlenecek yaşta mı bakayım” der. (Bu sırada Ali’nin oğulları Hasan ve Hüseyin de Ali’ye şunu demiştir: “Ümm Gülsüm kocasını seçecek yaşta. Onun evliliğine biz karışmayalım.” Yani 10 yaşındaki Ümm Gülsüm abileri tarafından da kocasını seçecek olgunluğa gelmiş olarak kabul edilmektedir.) Ümm Gülsüm Ömer’in yanına gelir. Ömer onunla konuşurken onu imtihan etmek için bir hareket yapar. Asasıyla Ümm Gülsüm’ün eteğini kaldırır. Ve bacaklarına bakar. Ümm Gülsün öfkelenir ve şöyle der: “Eğer halife olmasaydın sana yapacağımı bilirdim.” Bunun üzerine Ömer Ümm Gülsüm’ü Ali’ye gönderir. Ümm Gülsüm’ün evlenecek yaşa gelmiş olduğunu söyler. Ali Ümm Gülsüm’le konuşur. Ümm Gülsüm de evliliği kabul eder. Ve evlilik kurulur.

Bu olay Ömer’in sapıklığı olarak dilden dile dolaşır. Ve yeryüzüne adalet götürmüş bu insanın bu sapıklığı Müslüman vicdanı da rahatsız eder. Fakat dediğim gibi o bunu bastırma ve bilinçdışına atma tercihini yapar. Fakat şimdiye kadar anlattıklarımızdan hareketle bakacak olursak ortada bir sapıklık filan yoktur. Ömer bu çağın da ilerisinde olduğu söylenen bir ilkeyi gözeterek bu işi yapmıştır. Nedir bunlar? Ömer asasıyla yaptığı o hareketiyle iki şeyi birden ölçer: (1) Ümm Gülsüm’ün cinsel duyguları var mı? Yani bacaklarının erkeklerden gizlenmesi gereken mahrem bir dünya olduğunun farkında mı? (2) Ümm Gülsüm cinsellik söz konusu olduğunda utanıp kızarıp susuyor mu? Yoksa istemediği zaman net bir şekilde “hayır!” diyebiliyor mu? Yani özgür iradesini ortaya koyabiliyor mu?

İki nitelik birden… Çünkü Ömer’in Ümm Gülsüm’le ilişkisinin bir tecavüze ya da cinsel istismara dönüşmemesinin tek yolu Ümm Gülsüm’de bu iki niteliğin birden var olmasıdır. Yani harekete geçmeyi bekleyen cinsel duygular ve istediği zaman “hayır” diyebilecek ahlaki özerklik. Kısa konuşursak ve buradan bakarsak, Sokrates ve Platon 10 yaşındaki erkeklerle ilişkiye girdiğinde nasıl yadırganmıyorsa, Ömer’i, Osman’ı ve Muhammed’i 9, 10 yaşındaki kadınlarla evlendi diye yadırgayamayız, Ebu Bekir’i, Ali’yi ve Hasan ve Hüseyin’i de 9, 10 yaşlarındaki kızlarını ya da kızkardeşlerini yaşlı erkeklere peşkeş çektiler diye yadırgayamayız. Bu ilişki bizim modern yaşam biçimimizde kabul edilemezdir. Fakat modern aklın, modern ahlakın, adalet kavrayışımızın ve feminist hassasiyetlerimizin bizi vardırdığı nokta itibariyle kabul edilebilirdir ve sonuna kadar meşrudur. Hatta Reich’ı, Foucault’yu ve Firestone’u ciddiye alacaksak çağımızdan bile ileridir.

Şunu söylemeye çalışıyorum. Bugün bizim modern toplumumuzda bir erkek 9 yaşında bir kız çocuğuyla evlenmeye kalkarsa onu lanetlemek sonuna kadar hakkımızdır. Bu bugün için bir sapıklıktır. Çünkü biz bugün ne çocuklarımızı ne de büyüklerimizi bu değere göre yetiştirmedik. Ve onların bilinçleri, duyguları, hayalleri, karakterleri, bilinçdışıları böylesi bir ilişkiyi normal ve sağlıklı bir biçimde sürdürmek üzere şekillenmedi. Fakat Reich’ı, Foucault’yu ve Firestone’u ve insan doğası hakkında konuşan bütün çağdaş filozofları düşünecek olursak, kültürün zaman içinde aşama aşama değişmesiyle, belki 25. Yüzyılda bu evlilik tarzı aynı 7. Asır Arabistanı ve 2500 yıl öncesinin Antik Yunan’ı gibi yeniden hayata dökülebilir. Ve yine bu perspektiften bakınca 7. Asırda Muhammed’in, Ömer’in ve Osman’ın yaptığı bu evlilikler o kültürün koşullarında hiçbir biçimde zemmedilmeyi hak etmezler. Çünkü bizim kültürümüzün kaldırabileceğinden daha ileri bir noktayı temsil ederler.

Şimdi bu evlilik sonrasında Ayşe’nin nasıl bir karakter kazanmış olduğuna bakalım. Ali’ye karşı savaşta Talha ve Zübeyr’in bile önüne geçerek onlara liderlik yapabilecek yüksek bir kişiliğe sahipti. Kendi çağında geçerli olan ilimlerde (sadece Kuran ve Hadis değil, Tarih ve Şiir gibi seküler ilimlerde de) önde gelen tüm Müslüman erkeklerin kendisinden ders almak zorunda olduğu bir ilmi kişilikti. Muhammed’le evlendiği günün en mutlu günü olduğunu söylerdi. Ve sırf bu yüzden gençleri evlendiği ayda evlenmeye teşvik ederdi. Ve bütün hadis ve siyer kaynaklarını tarayın herhangi bir tecavüzün ya da cinsel istismarın tek bir izine bile rastlayamayacaksınız.

İyi de sansürlemiş olamaz mı duygularını? Tarihi belgelerde söylenenlerin arkasında gizlenenleri yakalama ve okuma mahareti kazanmış tarihçiler ve insanların söylediklerinden hareketle onların söylediklerinin arkasındaki bilinçdışı komplekslerini okuma yeteneğini kazanmış psikanalistler sansüre uğramış belgelerin ve sansüre uğramış duyguların bile arkasında gizlenmiş olana ulaşmanın mümkün olduğunu bilirler. Buradan bakıldığında Hadis ve Siyer kitapları pür dikkat okunduğunda, Ayşe’den Muhammed sevgisi dışında bir bilinçdışı çıkmaz. Ve zaten Ayşe’nin peygamber dostlarının en seçkini olan Ali ayarında bir önder ve alim olabilmesi de ancak ve ancak Muhammed’le arasındaki uzun süreli dostluğa dayanan aşk ilişkisidir. Tecavüz ve cinsel istismar bir çocuk için basit vakalar değildir. Eninde sonunda etkilerini kişilik bozukluğu ya da travma olarak güçlü bir biçimde gösterirler. 24 saati tarassut altında olan bir kadının bunu ölene kadar saklaması ihtimali pek yoktur.

Modern aklı sonuna kadar kullanırsak, modern ahlak ve adalet düşüncemizi, feminist hassasiyetlerimizi, vs sonuna kadar götürürsek, bir bütün olarak modern değerlerimizin hiçbir şeyinden kopmaya gerek olmadan Muhammed’in Ayşe’yle evliliğine hak veririz. Bundan dolayı suçlanması gereken hiç kimse yoktur. Bu erdemli bir evliliktir. Ve belki çağımızın da ilerisindedir. Çağımızın önyargılarının yarattığı hislerimiz bunu kabul etmeyebilir. Ve aklımıza ve adalet kavrayışımıza rağmen hislerimiz isyan etmeye devam edebilir. Ama hisler kimsede evrensel bir hakikat uyandırma yeteneği olmayan beğeni yargılarından ibarettir. Alevilerin hisleri Sünnileri çirkin buluyor. Sünnilerin hisleri de Alevileri. Hislere göre adaleti ve erdemi tartamayız. Önyargılarımızı ve hislerimizi bir kenara atalım demiyorum. Önyargılarımızın yarattığı bu hisler, bizi bugün başımıza gelecek belalardan korur. Ve bugün, bundan dört asır sonra olmayabilse de bugün, 9 yaşındaki kız çocukları hiçbir biçimde evlendirilmemelidir. Ama başka bir insanı ya da başka bir kültürü anlamak istiyorsak önyargılarımızın çizdiği dar sınırların da ötesine geçebilmemiz gerekir. Önyargılarımızı gözden geçirmemiz… Ve bugün, İslamofobi’nin yeryüzünü kuşattığı özellikle bugün, Muhammed’in yargılanmaya değil, anlaşılmaya ihtiyacı var.

Muhammed’in anlaşılmaya ihtiyacı var. “Muhammed 400 Yahudi’yi öldürttü. Allah belasını versin.” “Muhammed kendini hicveden şairi öldürttü. Vay köpek!” “Muhammed evlatlığının karısına göz koydu. Orospu çocuğu!” “Muhammed babasını kocasını öldürttüğü kadınla seks yaptı. İğrenç herif!” “Muhammed iki adama işkenceyle öldürttü. Vay domuz!” vs vs vs… İslam’ın halihazırdaki vaziyeti o kadar içler acısı ki, hiç kimse bu sözleri dile getiren bir insanı yargılayamaz. IŞİD’in Kuran’dan ve Sünnet’ten hareketle yaptıklarına vicdanınızla bakın. Hak vereceksiniz.

Bu sözlerin sahipleri yargılanmamalıdır. Ama bu sözlere sessiz de kalınmamalıdır. Azılı bir kafir olan Ömer’in Muhammed’le diyalogu böylesi hakaretlerle başlamıştı. Bu hakaretlerin sonunda Ömer Muhammed’in ve onun davasının en güçlü iki dayanağından biri oldu. Kafir Ömer’i Müslüman Ömer olmaya götüren bir konuşmanın başlangıcı olmak koşuluyla böylesi hakaretlerden kimseye zarar gelmez. Yeter ki İslamofobi’nin yeryüzünü kuşattığı günümüzde bu hakaretler bir konuşmanın sonu ve bir savaşın başlangıcı olmasın. Ve bu konuda Müslümanlara da ateistlere de, agnostiklere de, Batılılara da, Doğululara da çok ciddi sorumluluklar düşüyor.

Muhammed’in hayatından içinizi sıkan herhangi bir sahneyi alın. Sonra Muhammed’i anlamaya çalışarak bu sahnenin arka planını göz önüne getirmeye çalışın. Bu derinlik gözler önüne serildikçe önünüzdeki insanın 21. Asrın insani değerlerinden daha öte bir değeri temsil ettiğini göreceğinizden emin olabilirsiniz. Eğer tüm çabanızı gösterdiğiniz halde göremiyorsanız, Muhammed’e düşmanlık etmek Allah katında hakkınızdır. Elbette şunu unutmadan: Muhammed 21. Asrın medeni insanlarıyla konuşmuyordu. 7. Asrın vahşetinde yaşayan kafir Ömer gibi bir domuzlar sürüsünü insan olmaya çağırıyordu: Domuz Ömer’i Halife Ömer olmaya çağırıyordu… Öldüğünde bile bu misyonu tamamlanmış değildi. Ve bir insanla konuşmak ile bir hayvanı tımar etmek arasında dağlar kadar fark vardır. Bu farktan dolayı bir hayvana bazen bazı konularda hoşgörü göstermek gerekebilir. Ve bu fark özellikle Muhammed’i anlamaya çalışırken dikkate alınmayı bekler.

0 Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

© Copyright 1999 | Bilim İslam

or

Log in with your credentials

or    

Forgot your details?

or

Create Account