tanrı ile tanışan ateist

Türkiye Cumhuriyeti İstatistik Kurumu 2001 verilerine göre Türkiye’deki ateist sayısı 550.000 civarı. 2014 verilerine göre ise 4,5 milyonu geçti. Ben de bu rakamın içindeyim. Son 15 yılda bu kadar çok insanın neden ateizmi tercih ettiğiyle ilgili olarak ayrı bir başlıkda düşünebiliriz. Bugün Tanrı ile tanışan ateist parodisi yapacağız. “Birazda kendinizi eleştirin ateyizler” diye salya saçanlar, buyrun;


 

 

– Senin yaratıcı olduğuna inanmıyorum.
– Niçin?
– Beni neden sorguya çekeceksin ki? Sen zaten her şeyi bilmiyor musun?
– Doğru.
– Hem meleklere ne gerek var? Sen her şeyi görmüyor musun?
– Doğru.
– Peki ya peygamberler? Sen zaten her insanın kalbini, iradesini ve hareketini yönetemez misin?
– Doğru.
– Camiye ne gerek var? Sen sana dua edenleri her yerden duyamaz mısın?
– Doğru.

(Bu şekilde sorular uzar gider, aradan hayli zaman geçer)
– İlk defa bu kadar uzun konuşup içimi dökebildim
– Dilediğin kadar konuşabilirsin.
– İlk kez sen bu kadar sabırlıydın, sözümü öfkeyle kesmedin, beni anladın ve dinledin.
– Doğru.
– Eğer tanrıysan inanç konusunda nasıl oluyor da insanlardan çok daha fazla anlayışlı olabiliyorsun?
– Çünkü ben senin inancının yalnızca görüntüsüyüm.
– İnancım?
– Herkesin bir yaratıcısı vardır, işte ben de senin yaratıcınım, senin inancın olan tanrıyım.
– Anlayamıyorum…
– Sen dünyadayken en çok ne isterdin?
– İnsanlar beni anlasın, beni 2 dakka dinlesin, inanç konusunda bu kadar katı olmasınlar isterdim hep. Yaratıcının adını anmazdım, ona dua etmezdim, ama bunu gönülden isterdim o kadar.
– Bir şeyi gönülden istemek ve arzulamak da bir çeşit duadır.
– Evet.
– İşte ben senin farkında olmadan dua ettiğin tanrıyım.
– Peki öyleyse herkesin tanrısı farklı mıdır?
– Hayır ben bir taneyim, ama herkesin görmek istediği, algılamak istediği tanrı farklıdır.
– Yani?
– Eğer benden korkuyorlarsa, cenneti bir ödül, cehennemi de bir ceza olarak görüyorlarsa onlara o şekilde görünürüm, ve gerekli ödülü veya cezayı veririm onlara, çünkü onların “istedikleri” budur.
– Benim isteğim de bu olduğu için de… şimdi anlıyorum.
– Doğru.
– Bir şey söyleyebilir miyim?
– Söyle.
– Sana hala inanmıyorum.
– Doğru.
– Ama inanmadığım şu aslında; seninle karşılıklı konuştuğuma inanmıyorum ben.
– Biliyorum.
– İsteğim ve düşüncem “sen” olduğun için karşımda bu şekilde duruyorsun.
– Doğru.
– Asıl tanrı çooook başka bir yerde kavranması anlaşılması imkansız bir boyutta, öyle değil mi?
– Doğru.
– Sen sadece bir görüntüsün.
– Doğru.
– Bana ateist diyen de sen değilsin.
– Doğru.
– Bana ateist diyenler, tanrıyı benden daha farklı bir biçimde görmek isteyen insanlar.
– Doğru.
– Seninle tanıştığıma memnun oldum.
– Ben seni hep tanıyordum zaten.
-…

 


 

 

Ateist ve Tanrı’nın karşılaşması sanki tornadan çıkmış gibi hep aynı algoritmaya dayanan esprilerle ifade edilir.

Ateist şaşırır,şehadet getirmeye çalışır ama muhakkak yanlış söyler (bu memlekette şehadet getirmeyi beceremeyen ateist var mıdır acaba?), bazen başka (ünlü) ateistlerden dem vurduğu olur, Allah hadi cehenneme der (bazen “o ünlü ateistle beraber yanın” diyerek bunu yapar)..

işte algoritma bu.. Tamam ilk başlarda komikti de artık gına getirmesi bi tarafa bu durum başka bi şeyi gösteriyor. Daha doğrusu soru sorarak anlatmak istiyorum derdimi,

Lan siz sadist misiniz? Niye bütün bu diyaloglar “oh işte cayır cayır yanacaksınız, mevlam sizi kavurma yapacak” anafikrine dayanıyor? Bu canavarlığı harbiden bu kadar içselleştirdiniz mi? Biriniz de çıkıp “lan bu kadar geyiğini yapıyoruz ama cidden ben ne zaman bir insanın (milyarlarca insanın) işkence görmesinden zevk alacak hale geldim” diye soramıyor mu kendisine?

“Götünüze şişler sokulacak nıhahaha, cayır cayır yanacaksınız, diliniz tutulacak, göt olacaksınız kafirler vs.” anafikirli cümleler kurup sonra bize dininizin ne süper bi şey olduğunu iddia ettiğinizde acınası göründüğünüzü ne zaman farkedeceksiniz?

 


 

 

T: Merhaba!

A: Merhaba! Etrafımdaki tüm veriler var olmadığını söylüyordu ama varmışsın. Memnun oldum tanıştığımıza.

T: Ben de memnun oldum. Hmmm bakalım iyi bir insan oldun mu yaşantında…?

A: İyi insandan kastın içi dışı bir, vicdanı temiz, başkalarına kötülük etmeyen insan ise, oldum. Ama bu güne endekslemedim yaşantımı, ahiret için yaşamadım. Dünyada var olduğum günleri en dolu, en verimli şekilde geçirmeye çalıştım. Sabah akşam bilmediğim dillerde anlamadığım eski hikayeleri dua niyetine tekrar etmektense meraklı oldum, yaşadığım dünyayı ve evreni anlamaya öğrenmeye çalıştım. Yaşantımı 600 yıl, 2000 yıl ya da 5000 yıl önce yaşamış insanların yaşantısına benzetme çabasına girmedim, onların doğrularıyla değil evrensel doğrularla yaşadım. Yapmamaya karar verdiğim bir şeyi ‘günah’ olduğu için değil, yanlış olduğu için yapmamayı seçtim. Kendi vicdanıma hesap verdim hep.

T: Doğrusunu yapmışsın… Hoşgeldin o zaman…

A: Hoşbulduk…

 


 

 

– Tamam affedicem seni. Cennete geliceksin

+ İstemem. Bugüne kadar cennete kabul ettiklerini düşününce istemiyorum. Sadece götleri sıkışınca sana dua etmeyi hatırlayan insanlarla, seni kendi reklamları için kullanan insanlarla, başlarına gelen iyi şeylerden sonra sana teşekkür eden, kötü şeylerden sonra küfreden çelişkili insanlarla işim yok. En derinde, inançsızlıgım varlığına değil, adaletineydi. Hayal kırıklığına uğramadım.

1 Yorum
  1. Beanu 3 sene önce

    gavura kızıp abdest bozulmaz ama, müslüman diye dolaşanlar yüzünden dinden çıkıyoruz.

Bir Cevap Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*

© Copyright 1999 | Bilim İslam

veya

Kullanıcı Bilgileriniz İle Oturum Açın

veya    

Bilgilerinizi Unuttunuzmu?

veya

Create Account